Andy’nin bitmek tükenmek bilmeyen sorgulamaları nasıl sinir bozucu anlatamam. Kasabada öldürülen öldürülene, bunları araştırıp bulmak yerine adam benim ormanda koşturmama taktı kafayı. Tüm Geçen gün Terry’nin sorularını geçiştirmiştim ama aynı soru Andy’den gelince bir çözüm bulmam gerekti. Ne söylesem diye düşünürken doğacı bir aileden geldiğimi, çıplaklığın bizim inancımızda doğal olduğunu ve ailemin ölümünden sonra yılda bir kez ormanda çıplak koşarak bir çeşit yas tuttuğumu salladım. Doğacı bir aile! Ben ve yas tutmak! Biliyorum çok matrak ama gıkını bile çıkaramayan Andy’nin hali daha matraktı! Yine de işi sıkı tutsam iyi olacak, bu kasabanın uyumayan gözleri var belli ki..
Bu arada Sookie kan yapıcı vitamin filan almaya başlamış. Bill’in ondan bu şekilde faydalanmasına katlanamıyorum! Şu cinayetleri kimin işlediği bir çıksa ortaya, eminim Bill’i parmaklıklar ardında görebileceğim.
Son günlerde kafam sürekli meşgul olduğu için olsa gerek normalde son derece dikkat ettiğim şeylerde özensiz davranmaya başladım. Böyle giderse kendimi el vermem an meselesi! Terry, bu sabah ormanda çırılçıplak koşan bir adam gördüğünü söylediğinde neredeyse nefesim kesildi. Adamın bana benzediği konusunda ısrarcı davransa da konuyu bir şekilde değiştirmeyi başardım. Daha dikkatli olmam gerekiyor! Bir sonraki kişi Terry gibi kolay atlatabileceğim biri olmayabilir. Ve açıkçası yıllardır sakladığım sırrı alelade insanların öğrenmesini hiç ama hiç istemiyorum.

Diğer yandan kasabada çıkan yangın ve yangında bulunan dört cesetin dördünün de vampirlere ait olduğunu öğrendiğimde şansım dönüyor sanmıştım. Ne de olsa geçen akşamki baskın sonrasında o dört vampirin kim olacağı apaçık çıkmıştı ortaya. Gün boyu Sookie’yi nasıl teselli ederim ve böylece yeni bir şans nasıl elde ederim diye düşünüp dururken, Sookie’yi çocuklar gibi şen karşımda görünce allak bullak oldum. Anlaşılan Bill paçayı bir kez daha kurtarmış. Lanet olsun ya! Ne şanssız adamım ben böyle! Ne zaman kurtulucam şu vampirden, gerçekten bıktım artık.
Harika giden bir geceyi mahvettim.. Aylardan sonra ilk kez cesaretimi toplayıp, üstelik de bir bar dolusu insanın önünde, Sookie’ye çıkma teklif ettim ve bilin ne cevap verdi. Evet! Tanrım, o an ne derece heyecanlandığımı size anlatmam mümkün bile değil. Bunca zaman sonra, deli divane gibi gözünün içinde baktığım kadın benimle birlikte olmayı kabul etti. Bunu o kadar uzun zamandır bekliyordum ki.. Akşam iş çıkışı Sookie’yi gidip evden aldım. Her zamanki gibi mükemmel görünüyordu. Saçları, dudakları, kokusu.. Birlikte Bill’in konuşma yapacağı kiliseye doğru ilerlerken çok da fazla düşünmemeye gayret ettim. Bu şansı yakalamışken, düşüncelerimi okumasını ve korkmasını istemiyordum. İlk randevumuz için hayal ettiğim böyle bir mekanda, üstelik de sinir olduğum bir vampiri dinlemek değildi elbette ama hiç yoktan iyidir değil mi? ;)

Neredeyse tüm kasaba küçük kiliseye sığışmış, tuhaf bir heyecan içinde karşılaşacakları vampiri bekleyip duruyordu. Bana sorarsanız bu, baştan beri kötü bir fikir. Yani en nihayetinde bu adam bir vampir, insanları hipnotize etme gücü de var, bir anlık kaos ile hepimizi öldürüp kanımızın son damlasına kadar içebilir! Neyse, Sookie’nin varlığı ile bu gereksiz törenin bir an önce bitmesini bekleyerek sabrettim. Gecenin mimarı Sookie’nin büyükannesi Adele Stackhouse’du. Onun da tüm heyecanı hem yüzünden hem de yarı titrek sesinden belli oluyordu. Bill’i kürsüye davet ettiğinde, salonda neredeyse çıt çıkmadı diyebilirim. İnsanlar, merak ettikleri kadar korkuyorlardı da anlaşılan. Bill, olanca havasıyla sahneye doğru yürürken, yan gözle Sookie’yi süzdüm. İnsanların düşüncelerini okuyabilme yetisi böyle anlarda daha değerli oluyordur eminim. Tabi benim böyle bir kabiliyetim olmadığı için aklından neler geçiyor anlamam pek mümkün olmadı.

Bill, kürsüye çıkıp konuşmasına başlamadan önce, birçokları için polemik konusu olan ve neticede üzeri bayrakla örtülüp gizlenmeye çalışılan haçı ortaya çıkarmakla başladı. Eminim puan toplamak için yaptığı kasti bir hareketti bu. Ben her ne kadar etkilenmemiş olsam da salonun tamamının neredeyse büyülendiğini söyleyebilirim. Uyuz herif! Kiliseye gelenlerin pek çoğunun büyük büyük dedeleriyle savaşta nasıl çarpıştıklarını ballandır ballandıra anlatıp durdu. Atalarını böyle birinci ağızdan dinlemek herkesi mest etti.
Bill, müthiş bir coşkuyla savaş hikayeleri anlatırken belediye başkanı söz alarak, arşivlerden bulup çıkardığı tozlu bir fotoğrafı eline tutuşturduğunda, bu müthiş şovun sonuna gelmiştik.

Görülen o ki Bill, savaş sonrasında insan hayatını kaybederek vampir olmuş ve bunca zaman sonra fotoğrafta gördüğü ailesi ile bir daha asla görüşememişti. Bu denli duygusal konuşması ve yalandan sildiği gözyaşları ile Bill, başta Sookie olmak üzere pek çok insanın gönlünü kazanmışa benziyordu. Allahtan konuşma daha uzamadı, biz de Sookie ile beraber kahve içmek için kiliseden ayrılabildik. Gitmeden önce Sookie, büyükannesi ve Bill’e hoşçakal demek istediği için yeniden yüzyüze gelmek zorunda kalsak da lafımı yapıştırıp Sookie ile “birlikte” olduğumuzu hissettirebildim ona. Oh olsun!
Tabi benim için bir mucize gibi başlayan bu gece, hiç de beklediğim gibi sonuçlanmadı. Kahvemizi içip tatlımızı yerken herşey ne kadar da güzel gidiyordu halbuki. Gelin görün ki Sookie, Bill ile yaşadıklarından sonra fazla aceleci olmak istemediğini söylediğinde resmen çıldırdım. Bir insan, bir vampirle nasıl bir gelecek düşünebilir aklım almadı. Sinirlendiğim zaman ağzımdan çıkanları kontrol etmekte zorlandığım için bir çuval inciri berbat ettim, Sookie de arkasına bile dönüp bakmadan çekti gitti. Şimdi ben bu durumu nasıl düzelteceğim bilmiyorum.. Böyle bir şansı bir daha nasıl elde edeceğim? Herşeyden öte Sookie’yi Bill’in etkisinden nasıl koruyacağım. Bilmiyorum.. Tanrı yardımcım olsun demekten fazla birşey de gelmiyor elimden..
Hiç anlamıyorum.. Nerede hata ediyorum gerçekten hiç anlamıyorum. Kaç yıldır neredeyse her gün, ona karşı hisettiğim herşeyi anlatma kararıyla gidiyorum bara ama her seferinde geri tepiyor. Hislerimi satır aralarına sıkıştırmaya çalıştığım tuhaf cümleler kurarken buluyorum kendimi. Derdimi anlatamadığım gibi yanındayken çok fazla düşünmemeye çalışıyorum çünkü aklımdan geçenleri kesinlikle okuyor, biliyorum. Ama bazen de sanki özellikle duymamayı tercih ediyor gibi hissediyorum. Lanet olsun. Neden cesaret edemiyorum!?
Geçen akşam, nereden geldiğini anlamadığım o tuhaf görünümlü adam barın kapısından içeriye girip de yerine oturduğunda Sookie’nin yüzünde daha önce hiç görmediğim huzurlu ve bir o kadar da heyecan dolu bir gülümseme yakaladım. Adamın vampir olduğundan emindi ve bu durum onu resmen heyecanlandırdı. Vampirlerin de bizlerle aynı haklara sahip olması gerektiğine ve aynı ortamda yaşayabileceğimize inanıyor olsam da Sookie’nin belaya bulaşmasını istemiyorum. Onun zarar görmemesi için elimden geleni yapacağımdan kimsenin şüphesi olmasın. Ama o, beni her zamanki gibi dinlememekte ısrarcı. Nitekim tüm ikazlarıma rağmen, Rattray çiftinin vampiri kaçıracağı gibi çılgınca bir fikre kapılarak, hiç tanımadığı bu adamın peşinden koştu gitti. Rattray çifti, kasabanın en belalı çifti, Tanrım, kesinlikle uzak durulması gereken iğrenç bir çift!
Herneyse, birkaç gün önce yine tüm cesaretimi toplayıp Sookie’yi biraz konuşmak için odama çağırdım. Konu bir şekilde onun insanların düşüncelerini okuyabiliyor oluşuna geldi, ve bam! Vampirlerin düşüncelerini okuyamadığını söyledi. Eminim sırf bu yüzden; yani hayatı boyunca sahip olamadığı sessizlik ve huzurdan ötürü o vampirle geçireceği birkaç dakika bile değerli onun için. Benim düşüncelerimi ise okuyabildiği halde duymamazlığa geliyor, en azından böyle söyledi.. Ama olsun, benim için vazgeçmek yok! Benim barımda çalışmaya devam ettiği sürece, mümkün olduğunca yanında olup hislerimi hissetmesini sağlayacağım. Evet, bunu yapacağım!