Aralık 23, 2009

Hayatım o kadar karmakarışık bir halde ki kendimi mi düşüneyim, hapisteki kardeşimi mi düşüneyim bilemeden uzun ve uykusuz bir gece geçirdim. Ertesi gün öğlen vardiyası için işe gittiğimde, herşey yeterince kötü değilmiş gibi insanların acımasız ve suçlayıcı düşüncelerle üzerime dikilmiş onlarca gözü görmezden, duymazdan gelmeye çalıştım. Benim hakkımda konuşmaları zerre umrumda değil ama Jason için kötü konuşmalarına katlanamam. O, benim bu dünyadaki tek yakınım.. Gran’in gitmesiyle Jason’dan başka kimsem kalmadı.. Normalde düşünceleri bloke etmeyi başarsam da bu defa olmadı. İnsanların ne denli acımasız olduğunu gördükçe olabildiğince uzağa kaçıp gitmek istedim. Sam’den izin alıp bardan çıktığımda herşeyin üstüne bir de arabam bozuldu. Ben avazım çıktığı kadar bağırıp küfrederken imdadıma Rene koştu. Arabanın motorundan zerre anlamayan biri olarak Rene’yi karşımda görünce sevindim gerçekten. Bozuk bir arabayla uğraşacak halim filan yoktu zira. Araba çalışmayınca beni eve kadar mecburen Rene götürdü. Yolda laflarken birşey özellikle dikkatimi çekti; Rene’nin düşüncelerinde gündelik konuşmalarındaki Cajun aksanı yok. Tuhafıma gitse de üzerinde pek durmadım. Ne büyük hata!

Drew Marshall

Kasabadaki tüm cinayetleri işleyen kişi Rene, gerçek adıyla Drew Marshall’dı. Beni evde kıstırmayı başardığında olanca hızla koşup kaçdım. Nereye gittiğimi bilmeden kendimi mezarlıkta bulduğumda bir yandan da zihnimde beliren anılarda Rene’nin kendi kız kardeşi de dahil herkesi acımasızca nasıl öldürdüğünü gördüm. Tanrım! Bunca zamandır aramızda dolanan, arkadaşımız sandığım bu adamın aslında ne olduğunu öğrenmek korkutucuydu. Attığı yumruklarla ağrıyan bütün vücuduma rağmen son gücümle saldırıp onu etkisiz hale getirmeyi başardım ama bir gün bir insanı öldürebileceğim asla aklıma gelmezdi.. Peşimden gelen Sam de Rene’nin yumruklarından nasibini almıştı ama daha da önemlisi gün ışığına rağmen dışarı çıkan Bill’in bütünüyle yanmış bedeniydi. Ne yapacağımı şaşırmış bir halde yanına koşsam da durumu o kadar kötüydü ki yapabileceğimiz hiç birşey yoktu. Işıktan korumak için Sam ile birlikte toprağın altına gömerken kendi ağrılarımı çoktan unutmuştum…

Bill

 
Aralık 22, 2009

Amy’nin de öldürülmesiyle birlikte Bon Temps’da işler iyice karışmış durumda. Bütün suçu kendi üstüne alan kardeşim şu an suçsuz yere nezarette. Oysa biliyorum ki ne Amy’i ne de Dawn’ı öldüren o değil. Merlotte’sda bana saldıran adam her kimse bu işin gerisinde de onun olduğuna eminim. Normalde insanların aklından her ne geçiyorsa bunu sesli olarak duyabiliyor olmama rağmen saldırganın düşüncelerini görsel olarak algılamış olmam bir şans olsa gerek. Bunu nasıl başardığım hakkında en ufak bir fikrim olmasa da harekete geçmek için hiç vakit kaybetmedim. Sam’in de yardımıyla, Koca Patty’nin Turta Evi’ne doğru yola çıkarken neyle karşılaşacağımı bilmiyordum ama bu esnada işlemediği bir suç için teslim olan Jason’ı kurtaracak herhangi bir ipucu bile işime yarayacaktı. Restorandan geri dönerken elimizdeki tek bilgi kim olduğunu ya da neye benzediğini bilmediğimiz bir adamın adıydı: Drew Marshall. Polis karakolundaki memur yardım etmemek için elinden geleni yaptıysa da Drew Marshall denen adamın sicili Bon Temps’a fakslatmayı başardık.

PattysPies

Bon Temps’a geri döndüğümüzde vakit biraz geç olmuştu ve Sam saldırıdan bu yana beni bir saniye bile yalnız bırakmamaya yemin ettiği için ona salonda bir yatak hazırladım. Bill kimbilir hangi cehennemde vakit geçirirken Sam’in bu koruyucu yaklaşımı kendimi tamamen güvende hissetmemi sağladı. Bir an için aradığımın o olduğu düşüncesiyle hareket ederek Sam’e yaklaşmıştım ki içeriye fırtına gibi girip Sam’n üzerine saldıran Bill’i buluverdim karşımda. Bunca zaman hiç bir haber vermeden ortadan kaybolup nasıl oluyor da gelip hesap sorabiliyor anlamıyorum! Öfkeden kudurmuş bir halde evden kovduğumda Bill’in gitmekten başka şansı kalmamıştı.

 
Aralık 17, 2009

Bill’in gidişinden beri Sam’in sürekli önümde arkamda oluşundan artık sıkılmaya başlamıştım ki neredeyse dudağımı uçuklatan bir gerçekle karşılaştım. Vampirlerin ucube olduğunu düşünenler, şu hayatta çok daha garip varlıklar olduğunu bilmiyorlar sanırım. Bunca yıllık patronum, arkadaşım ve her günü birlikte geçirdiğim insan Sam bir şekil değiştiriciymiş! Ve ben bunu daha yeni öğreniyorum. Bill’in götürüldüğü gece onun evine gitmesem, ve gizli gizli peşimden gelen köpeği (!) yanıma alsam durumu öğreneceğim yokmuş demek ki.. Gecenin bir vakti ayaklarımın üzerindeki ağırlıkla uyanınca karşımda Sam’i çırılçıplak gördüğümde neye uğradığımı şaşırdım. Tabi bu arada isimler taktığım, sevip okşadığım ve hatta beni yalayıp durmasına (Tanrım!!) izin verdiğim köpeğin de aslında Sam olduğunu öğrenmek midemi bulandırıyor!

Sam Merlotte

Bu gerçeği öğrendikten ve şaşkınlığımı üzerimden attıktan sonra Sam’i saatlerce soru yağmuruna tuttum denebilir. Düşünce okuyabildiğim için küçüklüğümden beri kendimi farklı, “anormal” bir yaratık gibi kabullendim ve şimdi öğreniyorum ki dışarıda bir yerlerde kurtadamlar, insan kılığına girebilenler ve Sam’in anlatırken bile tedirgin olduğu daha nice varlıklar varmış. Kendimi hiç bu kadar yalnız ve savunmasız hissettiğimi hatırlamıyorum. Zaten başıma ne gelirse hep böyle en çaresiz hissettiğim anlarda gelir.

Son derece mutsuz bir gün geçirmeme rağmen Rene ile Arlene’nin düğün öncesi partisine katılarak bir de canımdan olacaktım! Bana saldıran adamın yüzünü karanlıktan ötürü göremedim, ama saklanırken gözümün önüne gelen görüntülerle bir alakası olduğunu düşünüyorum. Düşünceleri duyabildiğim doğru ama daha önce hiç böylesi görüntüler görmemiştim. Bir yandan saklanırken bir yandan da üzerindeki önlükten bir garson olduğunu düşündüğüm genç bir kadının öldürüldüğünü görmek herkesin başına gelen birşey olmasa gerek! Tanrım neden böyle şeyler hep beni buluyor! Neden Bill yanımda değil..

 
Aralık 2, 2009

Yaşıyor! Bill yaşıyor! Yani teknik olarak, bir vampir ne kadar canlı olabilirse o kadar canlı diyelim! Herneyse. Günlerdir ağlamaktan, beklemekten gözüme uyku girmedi. Gran’in ölümünden bu yana beni bu denli sarsan birşey olmamıştı. Acımı unutmak için ne kadar saçma sapan şey varsa – ev temizlemek de dahil! – yaptım. Ne yazık ki arada Tara ile kavga ettim ama insanın tüm acıyı sürekli içinde tutabilmesi imkansız öyle değil mi? Bir yerden çıkıyor işte.. Ne yapalım. Ne diyordum, evet! yangın esnasında Bill o evde değilmiş. Saklanmak için mezarlığa sığınmış. Gecenin bir vakti, perişan bir halde mezarlıkta dolanırken o kadar ümitsizdim ki bir daha onu asla göremeyeceğimi düşünüyordum, sonra birden yerin altından birşeyin bana dokunduğunu hisettim. Tanrım! Hayatımda bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum. Ne kadar çığlık attım bilinmez ama karşımdakinin Bill olduğunu görünce resmen şok geçirdim. Kaybettiğimi düşündüğüm adam tam karşımdaydı :)

Bill & Sookie

Ertesi gün mutluluktan başım dönmüş bir şekilde epey geç kalarak gittim işe. Sam parlar mı diye çekindim ama Bill’in hayatta olduğunu duyduğunda o kadar bozuldu ki geç kaldığımın farkına bile varmadı :) Bu arada görülen o ki çapkın kardeşim kendine yeni bir sevgili bulmuş. Yokluğumda sarpa saran siparişlere el atan Amy, ilk görüşte seveceğiniz tipte biri. Güler yüzü ve tatlı diliyle, hem beni hem de Arlene’in gönlünü kazandı birden. Ayrıca muhteşem garsonluk yeteneğiyle de Sam’in kaçırmaması gereken bir cevher! Dawn’dan sonra açılan boşluğu, her anlamda (!) dolduracak gibi görünüyor.

Unutmadan, Arlene ile Terry arasında ne oluyor öyle? Şu sıralar ne zaman baksam sürekli yanyanalar. Arlene’in kıkırdamalarından söz etmiyorum bile!! Rene görmesin :)

 
Kasım 26, 2009

Şu hayat bana mutluluğu çok görüyor bunu anladım. Ne zaman güzel birşeyler olsa hemen arkasından herşeyi paramparça eden korkunç şeyler yaşıyorum. Daha düne kadar Bill ile hayatımın en güzel anlarını yaşadım ve sırf bu yüzden başta Sam olmak üzere pek insanın hışımına uğradım. Biliyorum Gran öldü, pek çok cinayet işlendi ama ben ne olursa olsun bunun gerisinde vampirlerin, en azından Bill’in olmadığını savunup durdum. Diyorum ya ne zaman mutluluğu yakaladığımı düşünsem hayat bir tokat gibi çarpıyor yüzüme. Malcom ve Diane’in Merlotte’s baskını, Bill’in gelmesi, ortalığın neredeyse savaş alanına dönmesi ve Bill’in o iğrenç vampir sürüsüyle gidişi. Baskın sonrasında bardaki bir grup, vampirlerin peşine düşmekle ve onları avlamakla ilgili konuşmaya başladı. Duyduklarımı telaşla Sam’e anlattım ama tabi ki ne o ne de bir başkası yardım etmeyi dahi düşünmediler.

Bütün geceyi Bill’in evinde onu bekleyerek geçirdim. Hiç gelmedi.. Sabah, tüm bu bekleyişimin boşuna olduğunun habercisi siren seslerine uyandım.. Renard Mahallesi’ne vardığımda gördüğüm manzara korkunçtu. Tamamen yanmış bir ev ve evden çıkarılan 4 ceset. Şerif, kapkara tabutlar içinde yatanlarının hepsinin vampir olduğunu söylediğinde hayat benim için tamamen durdu..

Yangın

 
Kasım 10, 2009

Bugün Gran öleli iki gün doluyor.. Annem ve babam öldüğünden beri Gran benim bütün hayatım oldu. Onsuz bir hayat nasıl geçecek hiç bilmiyorum. Arkadaşlarım dahil neredeyse evde kalmamamı söylüyor, oysa burası olabileceğim en güvenli yer. Üstelik her köşesi hatıralarla dolu bu evi, bir pislik uğruna bırakacak değilim!

Bon Temps mezarlığı

İnsanlar beni suçluyor biliyorum.. Kendi öz kardeşim bile bana sırtını dönebildikten sonra diğerleri neden farklı olsun ki! Gran yerine benim ölmemi yeğleyeninden tutun, Bill ile görüştüğüm için suçlayanlar, tüm olan bitenden beni sorumlu tutanlar ve daha niceleri. Düşüncelerini duyabildiğimden haberli ya da habersiz, onlar için farketmiyor. O kadar acımasızlar ki, gece boyunca bir kenara yazdığım üç beş satırı, zar zor ayakta durduğum cenazede okurken bile ara vermediler. Öyle bir an geldi ki hepsinden, tüm dünyadan nefret ettim. Olabildiğince uzağa kaçıp gitmek istedim. Tek yapabildiğim mezarlıkta dolanmak oldu. Akşamüstü eve döndüğümde kendimi tüm gece ve tüm gün boyunca ne kadar tuttuğumu farkettim. Masanın başına çözüp, Gran’den geriye kalan tek şeyi, turtayı yerken daha fazla direnemedim.

granpie

Bir tek Bill’in varlığı ile biraz olsun sakinleşiyorum. Bir tek onun yanındaki sessizlik huzur veriyor bana. Ve biliyorum ki, direnmemin bir anlamı yok. Onu seviyorum..

 
Kasım 4, 2009

Sabahtan beri susmayan telefona rağmen; ki bence kasaba halkı büyükanneme laf sokuşturmak için arıyor büyük ihtimalle, bu akşam Bill, bir vampir olarak Bon Temps kilisesinde bir konuşma yapacak. Dün akşam Fangtasia dönüşünde yolumuzu kesen polisi hipnotonize etmesi benim için kabul edilebilir birşey değildi. Tanrım! Ben olmasam zavallı adamı bir çırpıda perişan edebilirdi. Bu yüzden hala çok kızgınım ona, ama büyükannem bu akşam için o kadar heyecanlı ki bana bir dolu nasihatta bulundu. Dünyayı benim gibi algılamayan biri ile tanışmış olmayı kutsal saymalıymışım. Herneyse, zaten akşam Bill’i pek fazla göreceğimi sanmıyorum. Beni bir daha görmeyeceğini açıkça ifade etmişti dün gece! Ben de Sam’in, akşam kiliseye beraber gitme teklifini – ki bana sorarsanız Sam bunun bir randevu olduğunu filan sanıyor – kabul ettim. Ne zararı olacak ki? Alt tarafı Bill’i birlikte dinleyip sonrasında da bir kahve filan içeriz..

Unutmadan, bir de tuhaf birşey oldu. Öğleden sonra barda Andy ile karşılaştık. Acaip acaip şeylerden bahsetti. Yok havada aşk mı varmış, kardeşim de aşık mıymış neymiş. Ne saçmalıyor bu adam diye düşünürken, gerçek çıkıverdi ortaya. Off şu dinleme işinden bir kurtulabilsem! Herneyse, görülen o ki Tara, Jason’ı kurtarmak uğruna birlikte olduklarına dair bir yalan söylemiş! Ne alem kız. Daha sonra tuvalette karşılaşınca biraz ağzını aradım, verdiği cevaplardan tatmin olmayınca da biraz daha dikkatli dinlemeye karar verdim. Tara ve ben bundan birkaç yıl öncesinde bir anlaşmaya varmıştık; onun düşüncelerini okumayacağıma söz vermiştim. Ama işte bazen elimden olmadan yapıyorum bunu. Tara durumu farkedince hiddetle çekip gitti yanımdan.

Aman neyse, bunlarla uğraşmayı bırakıp akşam için gidip hazırlansam iyi olur.

 
Ekim 30, 2009

Ne kadar istemesem de kardeşimi aklamak için insanları dinlemeye başladım. Büyükannem bendeki bu yeteneği, Jason’ı aklamak için kullanmam gerektiğini söylediğinde hiç hoşlanmadım ama durup düşününce haklı olduğuna karar verdim. Haklı, çünkü bu sayede sadece kardeşimi kurtarmakla kalmayacağım, boş yere öldürülen iki genç kadının katilinin yakalanmasını da sağlayacağım.

 
Ekim 26, 2009

Tanrım, sakin olmaya çalışıyorum ama ne yapacağımı, ne hissedeceğimi şaşırmış bir haldeyim! Neler oluyor bu kasabaya? Maudette Pickens öldürüleli daha bir hafta bile geçmedi! Şimdi de Dawn öldürüldü.. İnanamıyorum. Bu sabah Sam arayıp da Dawn’nın işe geç kaldığını söylediğinde, akşam içkiyi fazla kaçırdığı için uyuyakaldı diye düşünmüştüm. Eve kadar gidip kontrol etmeyi de ne yalan söyleyeyim gereksiz bir iş yükü gibi gördüm.. Nereden bilebilirdim ki.. Daha bir gün önce gülüp şakalaştığın, birlikte çalıştığın bir insanın ertesi gün yitip gittiğini, yok olduğunu görmek korkunç birşey! Onu, bembeyaz kesmiş bir şekilde yatağında öylece yatarken bulduğumda tek yapabildiğim çaresizce bağırıp yardım istemek oldu. Birkaç dakika sonra yanımda Jason’ı bulduğumda dayanacak birini bulmanın etkisiyle tutundum ona. Taa ki yan komşu gelip de saçma sapan şeyler söyleyene kadar. Bir gece önce Jason ile Dawn birlikteymiş ve sanırım büyük bir kavga başlamış aralarında. İnsanlar kavge edebilir ama bu onların cinayet işleyecekleri anlamına gelmez ki! Üstelik Jason böyle bir şeyi kesinlikle yapamaz!

Dedektif Bellefleur ve Şerif Dearborne’nun eve gelişiyle sorgu süreci de başlamış oldu. Etraftakilerin düşüncelerini dinlemekten hiçbir soruya konsantre olamadım. Böylesi trajik anlarda insanların ne kadar acayip şeyler düşündüğünü bir duysanız! Zavallı Dawn.. İçeride sorgulama devam ederken dışarıda mahalle sakinlerinin toplandığını, konuşma seslerinden duyabiliyordum. Jason, merkeze götürülmek üzere iki eli kelepçeli evden çıktığında, sanki maç izlemeye gelmiş gibi ellerinde biralarla dikilen insanlar kimbilir düşündü. Kimbilir diyorum çünkü tüm benliğimi bütün seslere kapadım. O an ihtiyacım olan en son şey düşüncelerimle başbaşa kalmaktı, ben de dinleyememeyi seçtim..

Bunu büyükanneme nasıl anlatacağım bilmiyorum, arka arakaya iki cinayet işlendi ve ikisinde de Jason tek şüpheli olarak içeri alındı. Ama bunu o yapmış olamaz, kardeşimi çok iyi tanıyorum, o cinayet işleyemez. Ah Jason, neden her seferinde belanın tam ortasında buluyorum ki seni. Hayatındaki kadınlar sadece bela açıyor başına.

 
Ekim 14, 2009

Nadir de olsa şans benim de yüzüme gülüyor sanırım. Daha düne kadar herşey gayet sıradan ilerlerken, sanki Tanrı bütün sıkıntımı duymuş da cevap vermiş gibi olabilecek en heyecan verici şeyi gönderdi! Bir vampir :) İnanabiliyor musunuz? Burada, Bon Temps’da! Ne yalan söyleyeyim tam iki yıldır, yani AVL’nin desteği ile tabutlarından çıktıkları günden beri bu anı bekliyordum.

Birkaç gece önce, etraftaki tüm seslere kulağımı tıkamaya gayret ederek çalışıyordum. Her zamankinin aksine sanki daha da güçlü duyuyordum herkesi. Halimi düşünün. Bu da yetmezmiş gibi kasabanın lanet çifti Rattrayler gelmez mi. Üstelik de benim bölümüme. Herneyse, servisi yaptıktan sonra barda Tara ile birlikte laflıyorduk ki.. O anı unutmam mümkün değil. İçeri girdiği anda anladım; o bir vampirdi. Yavaşça ilerleyip masaya oturdu. Başka türlü bir büyüydü sanki. Sam ve Tara çok tedirgin oldular biliyorum ama kendime engel olamadım. Siparişini alma bahanesiyle koşarak yanına gittim. Hayatımda ilk kez bir vampiri bu kadar yakından görme şansım oldu. Gerçekten çok tuhaf, kelimelerle anlatamayacağım bir çekimi vardı..

Bundan sonra olanlara ise asla inanmayacaksınız. Hangi ara başardılar bilmiyorum ama Denise Rattray ve kocası hemen ilişiverdiler masasına. Tekrar sipariş almak için yanlarına gittiğimde korkunç planlarını duydum. Onu kaçırıp, kanını alacaklardı. Vampir kanı son dönemde insanlar arasında uyuşturucu gibi satılıp duruyor. İnanılmaz pahalıya satıldığını da duymuştum. Herneyse, bu korkunç planı duyar duymaz Sam ve Tara’dan yardım istedim ama beni dinlemediler bile. Zaten arkamı dönüp baktığımda vampir de Rattrayler de çoktan gitmişti. Olabildiğince hızlı koşup çıktım bardan. Gecenin karanlığında nereye gittiler göremedim ama sesleri duyabiliyor oluşum işime yaradı bu kez. Öylece yerde uzanıyordu ve tüm kanı çekiliyordu. Korkunç bir görüntüydü. Nasıl başardım bilemiyorum ama Mack’i etkisiz hale getirmeyi başardım. Böylece Denise de daha fazla direnemedi, basıp gittiler.

Neyse tüm bunlar anlamsız çünkü önemli olan şu; Bon Temps’da bir vampir var artık! Bill, evet adı bu! ne acayip değil mi? :) Daha da önemlisi, aklından geçenleri okuyamıyorum! Bundan daha güzel, daha huzurlu ne olabilir ki..

Eve gelir gelmez büyükanneme ondan bahsettim, o da en az benim kadar heyecanlandı. Vampirlerin ne kadar uzun yaşadıklarını biliyorsunuzdur. Büyükanneme göre Bill kasabanın en eskilerini dahi tanıyor olmalıymış. Sırf bu yüzden onunla tanışmak istediğini biliyorum. Bir daha ne zaman karşılaşacağız emin değilim ama onu gördüğüm ilk fırsatta evimize davet edeceğim. Kabul eder mi acaba? Tanrım lütfen kabul etsin! Hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım.. :)

 
Kullanım Koşulları