Vampirlerin vahşi, acımasız ve saldırgan oldukları inancı tüm insanlar arasında o denli yerleşmiş ki arada benim gibi diğerlerinden tamamen farklı bir vampir olabileceği gerçeğini kabullenmek istemiyorlar. Kabul ediyorum ki doğamız gereği insan kanı ile besleniyoruz, besleniyorduk – en azından sayımız günden güne artıyor. Bon Temps’a geldiğim günden beri bu algıyı kırmak için uğraşıyorum, ne kadar başarılı olduğum tartışılır tabi. Sookie ile yakınlığımız günden güne artarken, bu konudaki en büyük (ve tek) destekçim oldu. Bugüne kadar, o ya da bu sebepten hayatıma pek çok ölümlü girdi ama hiçbiri Sookie gibi işlemedi içime. Artık unuttuğum ne kadar duygu varsa, Sookie’nin gelişiyle beraber yeniden anımsıyorum.
Normal bir insan gibi davranabilmek oldukça zor aslında. Düşünün ki ne yemek yiyebiliyorum, Tru Blood dışında birşey içebiliyorum ne de gündüz gözüyle etrafta dolanabiliyorum. Sahip olduğum tek zaman havanın kararmasıyla başlıyor. Bu haliyle bile sosyalleşebilmek adına birşeyler yapmaya çabalıyorum. Bu anlamda Merlotte’s biçilmiş kaftan. Bon Temps halkının yeme ve özellikle de içme konusunda ne kadar hevesli olduğunu görseniz şaşarsınız. Ben de bu durumdan yararlanabilmek için olabildiğince çok gidiyorum bara. Herşeyden öte Sookie’yi görmek için bahane yaratmış oluyorum kendime.
Geçen akşam ise bir değişiklik yapıp evde başbaşa zaman geçirme planımız, benim hiç hesaba katmadığım misafirler yüzünden bozuldu. Arlene’nin çocuklarına bakması için Sookie’den yardım isterken benim de ortalıkta olabileceğim ihtimalini hiç düşünmemiş olacak ki beni gördüğünde eli ayağına dolaştı, yine de (sanırım ayıp olmasın diye) çocukları bize bırakıp Rene ile ayrıldı yanımızdan. Onlar gidince, ilk kez bir vampir görüyor olmanın ürkekliği ve heyecanı ile her hareketimi izleyen iki çift gözle eğlenceli dakikalar geçirdik. Her saniyesinde bırakıp gitmek zorunda kaldığım kendi çocuklarım geldi aklıma. Yaşayamadığım babalık duygusunu bu birkaç saate sığdırmaya çalıştım ben de.

Arlene ve Rene, beraberlerinde güzel bir haberle geldi. Sanıyorum ki dördüncü kocasına kavuşacak olan Arlene’in heyecanı her halinden belliydi. Sookie ile birlikte hiç anlamadığım kadınsal konularda planlar yapıp durdular. Rene ile ilgili içimdeki tuhaf tedirginliği göz ardı etmeye çalışarak izledim evin içindeki coşkuyu. Ancak hislerim beni bugüne kadar hiç yanıltmadı..
