Her güzel şeyin bir sonu vardır değil mi? Benimki de aynen böyle bir durum. Amy ile v’nin etkisinde geçirdiğimiz muhteşem günler, elimizde tek bir damla bile kalmayınca ufaktan boka sarmaya başladı. Bunca zamandır Amy’i hiç bu kadar sabırsız, sinirli ve vahşi görmemiştim. Bağımlılık her vücutta farklı etki yaratıyor demek ki.. Lafayette’den bir iş çıkmayacağı için işimizi kendimiz görmeye karar verdik, daha doğrusu Amy verdi. Pusuya yatan kaplanlar gibi gözcülük yaptıktan sonra hiç tanımadığım bir herifi zorla kaçırdık. Kaçırmamız yetmiyormuş gibi benim evin bodrumuna getirdik. Nasıl bir belaya bulaştık hiç bilmiyorum ama bu adamı bu evden çıkarmamız lazım!
Esasında Eddie – adı buymuş – son derece sakin bir vampire benziyor. Bu noktada beni asıl korkutan Amy’nin vahşi tavırları. Kan ihtiyacımız olduğu doğru ama adama eziyet etmenin de bir anlamı yok bence. Tabi bu işin “bence”si. Gümüş zincirlerle kaplı kollarının ne kadar acı verdiğini görsem de bu konuda pek birşey yapamıyorum. O kadar güçsüz ve perişan göründü ki gözüme hiç olmazsa biraz karnı doysun diye birkaç şişe Tru Blood aldım ona. Amy’nin bundan haberi yok, duyarsa feci papaz oluruz orası kesin. Diğer yandan Eddie, sürekli konuşmaya çalışmasıyla canımı sıkıyor. Kadınım hakkında kötü konuşmasını istemiyorum, çünkü Amy’nin son dönemdeki halinin bağımlılığından kaynaklandığını çok iyi biliyorum.
