Yaşıyor! Bill yaşıyor! Yani teknik olarak, bir vampir ne kadar canlı olabilirse o kadar canlı diyelim! Herneyse. Günlerdir ağlamaktan, beklemekten gözüme uyku girmedi. Gran’in ölümünden bu yana beni bu denli sarsan birşey olmamıştı. Acımı unutmak için ne kadar saçma sapan şey varsa – ev temizlemek de dahil! – yaptım. Ne yazık ki arada Tara ile kavga ettim ama insanın tüm acıyı sürekli içinde tutabilmesi imkansız öyle değil mi? Bir yerden çıkıyor işte.. Ne yapalım. Ne diyordum, evet! yangın esnasında Bill o evde değilmiş. Saklanmak için mezarlığa sığınmış. Gecenin bir vakti, perişan bir halde mezarlıkta dolanırken o kadar ümitsizdim ki bir daha onu asla göremeyeceğimi düşünüyordum, sonra birden yerin altından birşeyin bana dokunduğunu hisettim. Tanrım! Hayatımda bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum. Ne kadar çığlık attım bilinmez ama karşımdakinin Bill olduğunu görünce resmen şok geçirdim. Kaybettiğimi düşündüğüm adam tam karşımdaydı :)

Ertesi gün mutluluktan başım dönmüş bir şekilde epey geç kalarak gittim işe. Sam parlar mı diye çekindim ama Bill’in hayatta olduğunu duyduğunda o kadar bozuldu ki geç kaldığımın farkına bile varmadı :) Bu arada görülen o ki çapkın kardeşim kendine yeni bir sevgili bulmuş. Yokluğumda sarpa saran siparişlere el atan Amy, ilk görüşte seveceğiniz tipte biri. Güler yüzü ve tatlı diliyle, hem beni hem de Arlene’in gönlünü kazandı birden. Ayrıca muhteşem garsonluk yeteneğiyle de Sam’in kaçırmaması gereken bir cevher! Dawn’dan sonra açılan boşluğu, her anlamda (!) dolduracak gibi görünüyor.
Unutmadan, Arlene ile Terry arasında ne oluyor öyle? Şu sıralar ne zaman baksam sürekli yanyanalar. Arlene’in kıkırdamalarından söz etmiyorum bile!! Rene görmesin :)