Aralık 22, 2009

Amy’nin de öldürülmesiyle birlikte Bon Temps’da işler iyice karışmış durumda. Bütün suçu kendi üstüne alan kardeşim şu an suçsuz yere nezarette. Oysa biliyorum ki ne Amy’i ne de Dawn’ı öldüren o değil. Merlotte’sda bana saldıran adam her kimse bu işin gerisinde de onun olduğuna eminim. Normalde insanların aklından her ne geçiyorsa bunu sesli olarak duyabiliyor olmama rağmen saldırganın düşüncelerini görsel olarak algılamış olmam bir şans olsa gerek. Bunu nasıl başardığım hakkında en ufak bir fikrim olmasa da harekete geçmek için hiç vakit kaybetmedim. Sam’in de yardımıyla, Koca Patty’nin Turta Evi’ne doğru yola çıkarken neyle karşılaşacağımı bilmiyordum ama bu esnada işlemediği bir suç için teslim olan Jason’ı kurtaracak herhangi bir ipucu bile işime yarayacaktı. Restorandan geri dönerken elimizdeki tek bilgi kim olduğunu ya da neye benzediğini bilmediğimiz bir adamın adıydı: Drew Marshall. Polis karakolundaki memur yardım etmemek için elinden geleni yaptıysa da Drew Marshall denen adamın sicili Bon Temps’a fakslatmayı başardık.

PattysPies

Bon Temps’a geri döndüğümüzde vakit biraz geç olmuştu ve Sam saldırıdan bu yana beni bir saniye bile yalnız bırakmamaya yemin ettiği için ona salonda bir yatak hazırladım. Bill kimbilir hangi cehennemde vakit geçirirken Sam’in bu koruyucu yaklaşımı kendimi tamamen güvende hissetmemi sağladı. Bir an için aradığımın o olduğu düşüncesiyle hareket ederek Sam’e yaklaşmıştım ki içeriye fırtına gibi girip Sam’n üzerine saldıran Bill’i buluverdim karşımda. Bunca zaman hiç bir haber vermeden ortadan kaybolup nasıl oluyor da gelip hesap sorabiliyor anlamıyorum! Öfkeden kudurmuş bir halde evden kovduğumda Bill’in gitmekten başka şansı kalmamıştı.

 
Aralık 19, 2009

Bon Temps nasıl bir cehenneme döndü bilmiyorum ama bu saçmalıktan tamamen kurtulma vakti geldi artık. İşler o kadar çığrından çıkmış bir halde ki artık Amy’i bile tanıyamaz oldum. Birkaç damla vampir kanı için neler yaptırdı bana! Daha dün sabah Eddie’yi serbest bırakabileceğimizi söylediğinde inanılmaz rahatlamıştım ama ben ne olduğunu anlayamadan koca kazığı vampirin kalbine sokup ortalığı kan gölüne çevirdi. Bu arada normalde bembeyaz tenleri dışında gayet sıradan gözükmelerine karşın vampirler ölürken korkunç görünüyorlar..

Eddie

Vampir de olsa Amy’nin birini öldürebildiğini görmek korkunçtu. Bütün gece pisliği temizlemekle uğraştık. Berbat!! Sabah kalktığımda Amy mutfakta hala Eddie’den arta kalanlarla uğraşıyordu… O kadar kızgındım ki çekmeceye sakladığım Tru Blood şişeleri de dahil evde Eddie’den kalan ne var ne yok herşeyi fırlatıp attım çöpe. Sonra da basıp gittim zaten. Vampirlerle ilgili en ufak birşey istemiyorum artık hayatımdan. V de dahil! Bu bağımlılıktan kurtulamayacaksa Amy de defolup gidebilir!

Aklım karmakarışık bir halde bütün gün çalıştıktan sonra bizimkilerle konuşmaya karar verdim. Eddie olayından bahsetmedim elbette ama Amy’nin bağımlılığını filan anlattım. Rene de Hoyt da ona yardım etmem gerektiğini öğütleyip, kendime biraz gelmemi sağladılar. Bu akşam eve döndüğümde bu konuyu onunla konuşmalıyım sanırım, Amy beni çoktan terkedip gitmemişse tabi..

 
Aralık 7, 2009

Her güzel şeyin bir sonu vardır değil mi? Benimki de aynen böyle bir durum. Amy ile v’nin etkisinde geçirdiğimiz muhteşem günler, elimizde tek bir damla bile kalmayınca ufaktan boka sarmaya başladı. Bunca zamandır Amy’i hiç bu kadar sabırsız, sinirli ve vahşi görmemiştim. Bağımlılık her vücutta farklı etki yaratıyor demek ki.. Lafayette’den bir iş çıkmayacağı için işimizi kendimiz görmeye karar verdik, daha doğrusu Amy verdi. Pusuya yatan kaplanlar gibi gözcülük yaptıktan sonra hiç tanımadığım bir herifi zorla kaçırdık. Kaçırmamız yetmiyormuş gibi benim evin bodrumuna getirdik. Nasıl bir belaya bulaştık hiç bilmiyorum ama bu adamı bu evden çıkarmamız lazım!

Esasında Eddie – adı buymuş – son derece sakin bir vampire benziyor. Bu noktada beni asıl korkutan Amy’nin vahşi tavırları. Kan ihtiyacımız olduğu doğru ama adama eziyet etmenin de bir anlamı yok bence. Tabi bu işin “bence”si. Gümüş zincirlerle kaplı kollarının ne kadar acı verdiğini görsem de bu konuda pek birşey yapamıyorum. O kadar güçsüz ve perişan göründü ki gözüme hiç olmazsa biraz karnı doysun diye birkaç şişe Tru Blood aldım ona. Amy’nin bundan haberi yok, duyarsa feci papaz oluruz orası kesin. Diğer yandan Eddie, sürekli konuşmaya çalışmasıyla canımı sıkıyor. Kadınım hakkında kötü konuşmasını istemiyorum, çünkü Amy’nin son dönemdeki halinin bağımlılığından kaynaklandığını çok iyi biliyorum.

Eddie

 
Aralık 2, 2009

Yaşıyor! Bill yaşıyor! Yani teknik olarak, bir vampir ne kadar canlı olabilirse o kadar canlı diyelim! Herneyse. Günlerdir ağlamaktan, beklemekten gözüme uyku girmedi. Gran’in ölümünden bu yana beni bu denli sarsan birşey olmamıştı. Acımı unutmak için ne kadar saçma sapan şey varsa – ev temizlemek de dahil! – yaptım. Ne yazık ki arada Tara ile kavga ettim ama insanın tüm acıyı sürekli içinde tutabilmesi imkansız öyle değil mi? Bir yerden çıkıyor işte.. Ne yapalım. Ne diyordum, evet! yangın esnasında Bill o evde değilmiş. Saklanmak için mezarlığa sığınmış. Gecenin bir vakti, perişan bir halde mezarlıkta dolanırken o kadar ümitsizdim ki bir daha onu asla göremeyeceğimi düşünüyordum, sonra birden yerin altından birşeyin bana dokunduğunu hisettim. Tanrım! Hayatımda bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum. Ne kadar çığlık attım bilinmez ama karşımdakinin Bill olduğunu görünce resmen şok geçirdim. Kaybettiğimi düşündüğüm adam tam karşımdaydı :)

Bill & Sookie

Ertesi gün mutluluktan başım dönmüş bir şekilde epey geç kalarak gittim işe. Sam parlar mı diye çekindim ama Bill’in hayatta olduğunu duyduğunda o kadar bozuldu ki geç kaldığımın farkına bile varmadı :) Bu arada görülen o ki çapkın kardeşim kendine yeni bir sevgili bulmuş. Yokluğumda sarpa saran siparişlere el atan Amy, ilk görüşte seveceğiniz tipte biri. Güler yüzü ve tatlı diliyle, hem beni hem de Arlene’in gönlünü kazandı birden. Ayrıca muhteşem garsonluk yeteneğiyle de Sam’in kaçırmaması gereken bir cevher! Dawn’dan sonra açılan boşluğu, her anlamda (!) dolduracak gibi görünüyor.

Unutmadan, Arlene ile Terry arasında ne oluyor öyle? Şu sıralar ne zaman baksam sürekli yanyanalar. Arlene’in kıkırdamalarından söz etmiyorum bile!! Rene görmesin :)

 
Kasım 26, 2009

İster inanın ister inanmayın hayatımın en muhteşem günlerini yaşıyorum! Kendimi bu kadar canlı ve bu kadar dinç hissettiğim başka hiç bir dönem olmadı. Bütün algılarım açık hayatı içime çekiyorum resmen. Müthiş! Daha da müthişini söyliyim – Amy! Adını sayıklamaktan vazgeçmeyeceğim tek kadın. Muhteşem kadın. Böylesini inanın bana daha önce asla görmemişsinizdir.

Amy Burley

Hayat insana çok acayip şanslar sunuyor bazen. Amy ile tanışmam da tamamen bir tesadüftü. Kahrolası Lafayatte beni o gece kapı dışarı etmeseydi, büyük ihtimalle Fangtasia’ya gitmeyecektim. Fangtasia’yı biliyorsunuz? Şu vampirlerin takıldığı, kapısında insanın tüylerini ürpetecek derecede korkutucu, bir o kadar da seksi fıstığın durduğu bar. Herneyse, biraz vampir kanı bulurum ümidiyle gitmek zorunda kaldım aslında. Bu işin en boktan yanı içmediğin zamanlarda kendini bok gibi hissediyor olman. Ben de en boktan halimle gittiğim barda sağa sola bakınıp bu işi nasıl kotaracağımı düşünürken karşılaştım Amy ile. Karşılaşmaktan ziyade kıçımı kurtardı desek daha doğru tabi. Neden orada olduğumu belli etmeme ramak kala tutup yakaladı beni. O günden beri de bırakmadı hiç. Henüz yeni tanışmanıza rağmen sanki çok uzun süredir tanıdığınızı hissettiğiniz biri oldu mu hiç hayatınızda? Benim olmamıştı, Amy’i bulana kadar. Şimdi hayat daha önce hiç olmadığı kadar anlamlı geliyor. Görülen o ki aradığım herşeyi buldum sanırım. Yani “herşeyi“!..

 
Kullanım Koşulları