Andy’nin bitmek tükenmek bilmeyen sorgulamaları nasıl sinir bozucu anlatamam. Kasabada öldürülen öldürülene, bunları araştırıp bulmak yerine adam benim ormanda koşturmama taktı kafayı. Tüm Geçen gün Terry’nin sorularını geçiştirmiştim ama aynı soru Andy’den gelince bir çözüm bulmam gerekti. Ne söylesem diye düşünürken doğacı bir aileden geldiğimi, çıplaklığın bizim inancımızda doğal olduğunu ve ailemin ölümünden sonra yılda bir kez ormanda çıplak koşarak bir çeşit yas tuttuğumu salladım. Doğacı bir aile! Ben ve yas tutmak! Biliyorum çok matrak ama gıkını bile çıkaramayan Andy’nin hali daha matraktı! Yine de işi sıkı tutsam iyi olacak, bu kasabanın uyumayan gözleri var belli ki..
Bu arada Sookie kan yapıcı vitamin filan almaya başlamış. Bill’in ondan bu şekilde faydalanmasına katlanamıyorum! Şu cinayetleri kimin işlediği bir çıksa ortaya, eminim Bill’i parmaklıklar ardında görebileceğim.
Sabahtan beri susmayan telefona rağmen; ki bence kasaba halkı büyükanneme laf sokuşturmak için arıyor büyük ihtimalle, bu akşam Bill, bir vampir olarak Bon Temps kilisesinde bir konuşma yapacak. Dün akşam Fangtasia dönüşünde yolumuzu kesen polisi hipnotonize etmesi benim için kabul edilebilir birşey değildi. Tanrım! Ben olmasam zavallı adamı bir çırpıda perişan edebilirdi. Bu yüzden hala çok kızgınım ona, ama büyükannem bu akşam için o kadar heyecanlı ki bana bir dolu nasihatta bulundu. Dünyayı benim gibi algılamayan biri ile tanışmış olmayı kutsal saymalıymışım. Herneyse, zaten akşam Bill’i pek fazla göreceğimi sanmıyorum. Beni bir daha görmeyeceğini açıkça ifade etmişti dün gece! Ben de Sam’in, akşam kiliseye beraber gitme teklifini – ki bana sorarsanız Sam bunun bir randevu olduğunu filan sanıyor – kabul ettim. Ne zararı olacak ki? Alt tarafı Bill’i birlikte dinleyip sonrasında da bir kahve filan içeriz..
Unutmadan, bir de tuhaf birşey oldu. Öğleden sonra barda Andy ile karşılaştık. Acaip acaip şeylerden bahsetti. Yok havada aşk mı varmış, kardeşim de aşık mıymış neymiş. Ne saçmalıyor bu adam diye düşünürken, gerçek çıkıverdi ortaya. Off şu dinleme işinden bir kurtulabilsem! Herneyse, görülen o ki Tara, Jason’ı kurtarmak uğruna birlikte olduklarına dair bir yalan söylemiş! Ne alem kız. Daha sonra tuvalette karşılaşınca biraz ağzını aradım, verdiği cevaplardan tatmin olmayınca da biraz daha dikkatli dinlemeye karar verdim. Tara ve ben bundan birkaç yıl öncesinde bir anlaşmaya varmıştık; onun düşüncelerini okumayacağıma söz vermiştim. Ama işte bazen elimden olmadan yapıyorum bunu. Tara durumu farkedince hiddetle çekip gitti yanımdan.
Aman neyse, bunlarla uğraşmayı bırakıp akşam için gidip hazırlansam iyi olur.
İnanın bana bu dünyada insanın sarhoş bir anneyle uğraşmak zorunda olması kadar kötü birşey yok. Daha ben küçücük bir kızken bile, annemin beni yarı ayık kovaladığını hatırlarım. Her defasında aynı yere sığınırdım; Stackhouse evi. O günden bu yana değişen hiç birşey yok aslında, hala annemle uğraşıyorum. Sadece artık çocuk olmadığım için başımın çaresine daha kolay bakıyorum belki de.. Bu akşam yolda gelirken bunları düşündüm bir an. Yanıbaşımda ilaçların etkisiyle sızmış Jason’a bakarken, o yıllarda beni annemden nasıl koruduğunu anımsadım. O küçücük boyuyla anneme nasıl da diklenmişti. O zamandan beri, kardeşliğin çok ötesinde derin bir bağlılık duyuyorum ona. Bağlılık dediysem, işte adını koyamadığım bir his var içimde. Zaten başka türlü onu kurtarmak pahasına yalanlar atıp kendimi riske atmazdım heralde. Jason’ı bir an önce hapise tıkmak isteyen Andy’nin karşısında, geceyi beraber geçirdik yalanını salladığımda Tanrı biliyor ya içimden bunun bir gün gerçek olabilmesi için resmen dua ettim. Hoş, gayet farkındayım ki Jason için ben bir kız kardeşten öte değilim ama kimbilir, belki bir gün?
Görülen o ki başımı derde sokmaktan başka birşey beceremeyen herifin tekiyim. Maudette’in cinayetinden şüpheli bulunup içeri alınmamın üzerinden daha bir hafta geçmeden Dawn öldürüldü, ve bilin bakalım şüpheli kim? Ben tabi ki! Birileri özellikle beni mi gözlüyor acaba diye düşünmeden edemiyorum! Tamam, Dawn ile tartıştık kabul ediyorum. Hatta silahla üzerime de yürüdü bunu da kabul ediyorum. Ama onu ben öldürmedim! Lanet olası komşusu herşeye tanık olduğu için eminim aleyhimde konuştu. Andy ise beni sıkıştırmak için fırsat kolluyor zaten..
Başıma gelenler bununla kalsa iyi. Benim ufaklık yüzünden Lafayette’den yardım istemek için evine uğradım. Ben vampirlerden ne kadar uzak durmak istesem de başaramıyorum galiba. Viagra almak için gittiğim yerden vampir kanı ile dönmem acayip oldu tabi. Neyse, bu meretin etkisini Lafayette öyle bir anlattı ki sabah elimde çiçeklerle (güya barışmak için) öldüğünden bi haber dosdoğru Dawn’ın evine gittim. Bir önceki gece yüzünden şüpheli olarak tutuklandığımda, cebimdeki ufak şişe aklıma geldi ve bir anda paniğe kapıldım. Tüm bu olayların üstüne üzerimde vampir kanı bulunması heralde isteyeceğim en son şey olurdu. Arabaya biner binmez, bütün şişeyi bitirip arka koltuğun arasına sıkıştırdım. Ne olduysa da bundan sonra oldu zaten. Neredeyse 24 saat boyunca devam eden bir sorun – normal şartlarda mucize derdim – yaşadım. Viagra ile elde etmeye çalıştığınız şeyin 24 saat boyunca devam ettiğini bir düşünün. Tara gelip de beni Andy’nin elinden kurtarmasaydı, bu halimde o kadar zaman nasıl dayanırdım hayal bile edemiyorum.
Ertesi gün neredeyse ışık hızıyla Merlotte’s bara gittim, Lafayette’e beni bu boka nasıl bulaştırdığının hesabını sormak için! Başına ekşiyip sesimi yükseltince, birileri duyacak diye epey tedirgin oldu ama nihayetinde sadece bir kaç damla almam gerektiğini, tamamını içtiğim için tam bir gerizekalı olduğumu (ki öyleyim!) söyleyip beni başından savuşturmayı başardı. Zaten ayakta durmakta güçlük çekiyordum, daha fazla dayanamayıp bir köşeye yığıldım. Beni bulup kurtaran yine Tara oldu.. Halim o kadar perişandı ki Tara’nın hastaneye gitme ısrarını kabul etmek zorunda kaldım. Hayatımda hiç bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum. O koskoca iğneyi düşününce bile kendimden geçecek gibi oluyorum. Tanrı şahidim ya bir daha bırak vampir kanını, vampirlerin yakınına bile gitmem!
Kahretsin! Sanırım gerçekten kötü birşey yaptım. Ama hayır, yapmış olamam. Yapmış olabilir miyim?? Lanet olsun! Bütün gün inşaat işleriyle uğraştıktan sonra biraz eğlenmek istedim sadece..
Bu arada, ismim Jason. Jason Stackhouse. Bon Temps’da doğup büyüdüm. Son birkaç yıldır, ailemin ölümünden sonra bize kalan evde yaşıyorum ve geçimimi sağlamak için de belediyenin inşaat işleriyle uğraşıyorum. Bu sıkıcı şehirde, Merlotte’s dışında güzel zaman geçirebileceğiniz pek fazla yer yok. Ben de, kasabanın sayıları pek de fazla olmayan güzel bayanları ile takıldığım zamanlar dışında evde televizyon karşısında bira içmeyi seviyorum.
Dün akşam da birkaç şişe bira sonrasında Maudette Pickens’ı ziyarete gittim. Maudette.. Liseden beri tanıyorum onu ve Tanrı şahit ya gerçekten müthiş bir vücudu var.. Her neyse, gayet güzel takılırken daha önceden farketmediğim birşeyi gördüm. İlk başta anlam veremedim, zaten Maudette de konuyu değiştirmeye çalıştı. Ama bariz bir şekilde vampir ısırığıydı gördüklerim! Daha sonra kendi de itiraf etti zaten. Bunu, yani vampirin kendisini ısırmasına izin vermesini, para karşılığı yaptığını söyledi. Tam 1.000 dolar! İnanabiliyor musunuz! Sonra da o korkunç videoyu izletti bana. Keşke izlemeseydim.. O dişleri ve tüylerimi diken diken eden gözleri unutmam mümkün değil..
Ne olduysa sonrasında oldu zaten. Kendimi çok fazla kaptırdım sanırım.. Bilmiyorum. Bu sabah büyükannem haberini verdi. Maudette ölmüş! Daha doğrusu boğularak öldürülmüş. Öğleden sonra şerif Dearborne ve dedektif Bellefleur beni resmen sorguya çekti. “Maudette’i tanıyor musun?”, “İlişkinizin boyutu nedir?” Tanrım! Durumu çaktırmamak için elimden geleni yaptım. Ne var ki dün gece onun evinde olup olmadığımı sorduğunda daha fazla saklamamın olanağı kalmamıştı. Acaba nereden biliyorlar diye düşünürken dedektif durumu açıkladı. Maudette tüm geceyi benden gizli videoya çekmiş..
Bu geceyi gözaltında geçireceğim.. Tanrım, bunu ben yapmış olamam. Olamam!!