Kasım 3, 2009

Bir bar işletmek insanları gözlemlemeniz ve kontrol altına alabilmeniz için yapabileceğiniz en iyi işlerden biri. Beşinci bölge şerifi olduğumdan beri Fangtasia’yı yönetiyorum. Her ne kadar bir vampir barı olsa da en sadık müşterilerim hep insanlar oluyor. İnsanoğlunun bu karmaşık zihin yapısı beni çok eğlendiriyor. Yüzyıllardır bizleri vahşilikle suçlayanlar, bugün benim barımda benim türümle ilişkiye girebilmek için yarışıyor adeta. Zavallıcıkları manipüle etmek o kadar kolay ki. Çoğu geceler kendini bana sunmak için sıra olanları – ki bunlar ekseriyetle kadınlardan oluşuyor – başımdan savuşturuyorum. Nadiren de olsa tadımlık birşeyler çıkıyor ama gerisini tamamen çöp farzediyorum. Yaşımdan ötürü seçici bir kişiliğim var, ya da kimbilir belki de hep böyleydim.

Fangtasia, vampirlerle seksin nasıl birşey olduğunu merak eden teenageler dışında pek de özel insanların uğradığı bir yer değil. En azından dün akşama kadar. Longshadow, ortalıkta sorular soran birinin olduğu bilgisini daha vermeden önce, Bill’in beraberinde getirdiği sarışın dikkatimi çekmişti zaten. Sookie Stackhouse. Pam’in söylemesine göre adı bu. Sıradan bir insan olmadığı her halinden belliydi ama ondaki bu farklılığın nedenini onunla konuşmadan anlamam mümkün değildi. Bill, bölgedeki en eski vampirlerden biri olsa da yaşça küçük ve konum olarak benden aşağıda olması nedeniyle bana itaat etmesi gerektiğini çok iyi bilir.

Sookie Stackhouse.. Yanında taşıdığı resimleri uzatması, sorduğu sorular, verdiği cevaplar. Saf küçük şey. Saf ama bir o kadar da ilgi çekici. Bill, bu küçük kızın bende bıraktığı etkiyi hemen anlamış olacak ki “O, benim” diye atılıverdi öne. Bu ikisinin arasında saçmasapan bir bağ oluşmuş. Bir vampir, ölümlü birini sevebilirmiş gibi. Sevmek? Vampirler kimseyi sevemez!

Sookie Stackhouse.. Ben tam bunları düşünüp, kızın tadına nasıl bakabilirim diye planlar yaparken birden bire polislerden, baskından bahsetmeye başladı. Bunca bilgiyi nereden öğrendi diye sormama fırsat kalmadan, polis baskını gerçekleşti. Hepimiz, ben, Pam, Bill ve Sookie her zamanki arka çıkışı kullanıp kaçmayı başarsak da aklım bu baskını nasıl tahmin ettiğini çözemediğim Sookie’e kaldı. Çok uzun zamandır, beni bu denli etkileyen bir ölümlü tanımadım..

 
Ekim 21, 2009

173 yıl, bir insan ömrü ile karşılaştırıldığında sonsuzluk kadar uzun aslında. Ailemin Bon Temps’daki evine döndüğümden beri içinde bulunduğum bu sonsuzluk hissini ve bir zamanlar sahip olduğum insani değerlerimi düşünüyorum.. Comptonlar, bu küçük şirin kasabaya gelip yerleşen ilk ailelerden. Evimiz artık çok yıpranmış olsa da geçmişin kokusunu ve derin hatırasını taşıyor, ve ben aradan geçen onlarca yıldan sonra yeniden burada, Bon Temps’da olmaktan ötürü inanılmaz bir huzur duyuyorum.

13

Bu kasabaya dönerken içimde, yüzyıllardır süregelen kaçışın, savaşın ve vahşetin sona erdiği günleri geçireceğim yerde, vampirler ve insanların ortak yaşayabilme olasılığına bir şekilde katkıda bulanacağım bir hayatı yaşamanın hayali vardı. Bu hayali gerçekleştirebilmek için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Toplum içine karışabilmek için insan kanıyla beslenmemi olabildiğince azaltarak sadece Tru Blood içiyorum. Benim gibi düşünen başka vampirler olduğu gibi, bu topluma karışma ve eşit haklara sahip olma fikrine tamamen karşı çıkanlar da var. Ne yazık ki karşıt taraf ile de hala ilişki içindeyim, olmak zorundayım.

Ve Sookie.. Hayatıma hiç beklemediğim bir anda, beklemediğim bir şekilde girdi. Çok uzun zamandır yaşıyorum, geride insanlığım, ailem ve vicdanım da dahil çok şeyler bırakmak zorunda kaldım. Her ne kadar basit bir insan olduğunu iddia etse de, onda sıradan insanlarda olmayan, ancak ne olduğunu da çözemediğim ve beni kendine inanılmaz güçle çeken bir yanı var. Herşey bir yana, tamamen kaybettiğime inandığım bir çok hissi içimde yeniden yeşerttiği için karşı konulmaz bir biçimde bağlanıyorum ona. Ama içinde bulunduğum karmaşık durum, onun devamlı olarak tehlike altında olmasına neden oluyor. Biz vampirler, çoğunlukla gruplar halinde birlikte yaşasak da ben yalnız yaşamayı tercih ediyorum. Tabi bu diğerlerinin yaşadığım yere sıklıkla gelmelerine engel olmuyor. Tıpkı geçen akşam Diane ve Malcom’un geldiği gibi. Sookie’nin habersiz gelişi ile birlikte sırf onu korumak için benden yaşça büyük olsa da Malcom’u karşıma almak zorunda kaldım. Ne Janelle ne de Malcom, Tru Blood ile yetinecek tipler değil. Umurlarında olmasa da, tüm bu hoyrat davranışları, zalimlikleri ve sadece keyfine insan öldürmeleri AVL’nin tüm uğraşlarına gölge düşürüyor. Bunun bir karşılığı mutlaka olacaktır ve bu olduğunda bundan hepimiz zarar görebiliriz!

Sookie’yi onlardan tamamen uzak tutmanın bir yolunu bulmalıyım. Bunu sağlamak için bölge şeriflerinden bile daha yüksek otoritelere gitmeliyim belki de.

 
Ekim 14, 2009

Nadir de olsa şans benim de yüzüme gülüyor sanırım. Daha düne kadar herşey gayet sıradan ilerlerken, sanki Tanrı bütün sıkıntımı duymuş da cevap vermiş gibi olabilecek en heyecan verici şeyi gönderdi! Bir vampir :) İnanabiliyor musunuz? Burada, Bon Temps’da! Ne yalan söyleyeyim tam iki yıldır, yani AVL’nin desteği ile tabutlarından çıktıkları günden beri bu anı bekliyordum.

Birkaç gece önce, etraftaki tüm seslere kulağımı tıkamaya gayret ederek çalışıyordum. Her zamankinin aksine sanki daha da güçlü duyuyordum herkesi. Halimi düşünün. Bu da yetmezmiş gibi kasabanın lanet çifti Rattrayler gelmez mi. Üstelik de benim bölümüme. Herneyse, servisi yaptıktan sonra barda Tara ile birlikte laflıyorduk ki.. O anı unutmam mümkün değil. İçeri girdiği anda anladım; o bir vampirdi. Yavaşça ilerleyip masaya oturdu. Başka türlü bir büyüydü sanki. Sam ve Tara çok tedirgin oldular biliyorum ama kendime engel olamadım. Siparişini alma bahanesiyle koşarak yanına gittim. Hayatımda ilk kez bir vampiri bu kadar yakından görme şansım oldu. Gerçekten çok tuhaf, kelimelerle anlatamayacağım bir çekimi vardı..

Bundan sonra olanlara ise asla inanmayacaksınız. Hangi ara başardılar bilmiyorum ama Denise Rattray ve kocası hemen ilişiverdiler masasına. Tekrar sipariş almak için yanlarına gittiğimde korkunç planlarını duydum. Onu kaçırıp, kanını alacaklardı. Vampir kanı son dönemde insanlar arasında uyuşturucu gibi satılıp duruyor. İnanılmaz pahalıya satıldığını da duymuştum. Herneyse, bu korkunç planı duyar duymaz Sam ve Tara’dan yardım istedim ama beni dinlemediler bile. Zaten arkamı dönüp baktığımda vampir de Rattrayler de çoktan gitmişti. Olabildiğince hızlı koşup çıktım bardan. Gecenin karanlığında nereye gittiler göremedim ama sesleri duyabiliyor oluşum işime yaradı bu kez. Öylece yerde uzanıyordu ve tüm kanı çekiliyordu. Korkunç bir görüntüydü. Nasıl başardım bilemiyorum ama Mack’i etkisiz hale getirmeyi başardım. Böylece Denise de daha fazla direnemedi, basıp gittiler.

Neyse tüm bunlar anlamsız çünkü önemli olan şu; Bon Temps’da bir vampir var artık! Bill, evet adı bu! ne acayip değil mi? :) Daha da önemlisi, aklından geçenleri okuyamıyorum! Bundan daha güzel, daha huzurlu ne olabilir ki..

Eve gelir gelmez büyükanneme ondan bahsettim, o da en az benim kadar heyecanlandı. Vampirlerin ne kadar uzun yaşadıklarını biliyorsunuzdur. Büyükanneme göre Bill kasabanın en eskilerini dahi tanıyor olmalıymış. Sırf bu yüzden onunla tanışmak istediğini biliyorum. Bir daha ne zaman karşılaşacağız emin değilim ama onu gördüğüm ilk fırsatta evimize davet edeceğim. Kabul eder mi acaba? Tanrım lütfen kabul etsin! Hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım.. :)

 
Kullanım Koşulları