Aralık 2, 2009

Yaşıyor! Bill yaşıyor! Yani teknik olarak, bir vampir ne kadar canlı olabilirse o kadar canlı diyelim! Herneyse. Günlerdir ağlamaktan, beklemekten gözüme uyku girmedi. Gran’in ölümünden bu yana beni bu denli sarsan birşey olmamıştı. Acımı unutmak için ne kadar saçma sapan şey varsa – ev temizlemek de dahil! – yaptım. Ne yazık ki arada Tara ile kavga ettim ama insanın tüm acıyı sürekli içinde tutabilmesi imkansız öyle değil mi? Bir yerden çıkıyor işte.. Ne yapalım. Ne diyordum, evet! yangın esnasında Bill o evde değilmiş. Saklanmak için mezarlığa sığınmış. Gecenin bir vakti, perişan bir halde mezarlıkta dolanırken o kadar ümitsizdim ki bir daha onu asla göremeyeceğimi düşünüyordum, sonra birden yerin altından birşeyin bana dokunduğunu hisettim. Tanrım! Hayatımda bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum. Ne kadar çığlık attım bilinmez ama karşımdakinin Bill olduğunu görünce resmen şok geçirdim. Kaybettiğimi düşündüğüm adam tam karşımdaydı :)

Bill & Sookie

Ertesi gün mutluluktan başım dönmüş bir şekilde epey geç kalarak gittim işe. Sam parlar mı diye çekindim ama Bill’in hayatta olduğunu duyduğunda o kadar bozuldu ki geç kaldığımın farkına bile varmadı :) Bu arada görülen o ki çapkın kardeşim kendine yeni bir sevgili bulmuş. Yokluğumda sarpa saran siparişlere el atan Amy, ilk görüşte seveceğiniz tipte biri. Güler yüzü ve tatlı diliyle, hem beni hem de Arlene’in gönlünü kazandı birden. Ayrıca muhteşem garsonluk yeteneğiyle de Sam’in kaçırmaması gereken bir cevher! Dawn’dan sonra açılan boşluğu, her anlamda (!) dolduracak gibi görünüyor.

Unutmadan, Arlene ile Terry arasında ne oluyor öyle? Şu sıralar ne zaman baksam sürekli yanyanalar. Arlene’in kıkırdamalarından söz etmiyorum bile!! Rene görmesin :)

 
Kasım 1, 2009

Ufak bir kasaba olmasına rağmen Bon Temps son birkaç haftadır büyük şehirleri aratmayacak bir kaosun içinde. Neredeyse her  gün yeni bir cinayet haberi çıkıyor ortaya. Maudette Pickens’dan sonra Merlotte’s garsonlarından olan Dawn da öldürülmüş. Gündüzleri ortada olamadığım için bu tür haberleri hep en son öğreniyorum. Dawn’ın öldürüldüğünü de bu gece Sookie’den öğrendim. Anladığım kadarıyla cinayetten ötürü Sookie’nin kardeşi Jason’dan şüpheleniyorlar. Bara gittiğimde etraftaki hareketlilikten birşeylerin döndüğünü anlamıştım zaten. Kasabanın dedikoducuları yine iş başında.

Sookie ise kardeşini temize çıkarabilmek için normalin aksine kulaklarını iyice kabartmış durumda. Genelde engel olamaksızın işittiği tüm bilgilerden ne denli sıkılmış olduğunu biliyorum ama bu defa konu kardeşi olduğu için bütük bir kararlılıkla ilerliyor. Benden onu Fangtasia’ya götürmemi istediğinde biraz şaşırdım. Bilmeyenleriniz için Fangtasia, Shreveport’taki bir vampir barıdır. Vampir barı olmasına rağmen insanlar arasında da epey ilgi gören bir yer. Görülen o ki Maudette ve Dawn da barın müdavimleri arasındaymış. Sookie, Fangtasia’da bu iki kadını kimin öldürdüğüne ilişkin bir ipucu bulabileceğini düşünüyor sanırım ama cinayetlerin biz vampirlere mal edilmesi fikrinden son derece hoşnutsuzum. İnsan kanı ile beslendiğimiz doğru ama bu sürekli cinayet işlediğimiz anlamına gelmiyor!

fangtasia

Herneyse, ricasını kırmadım. En azından birlikte geçireceğimiz koca bir gece olacak. O her ne kadar bu bir “randevu” değil dese de gözleri farklı şeyler söylüyor ;)

 
Ekim 30, 2009

Ne kadar istemesem de kardeşimi aklamak için insanları dinlemeye başladım. Büyükannem bendeki bu yeteneği, Jason’ı aklamak için kullanmam gerektiğini söylediğinde hiç hoşlanmadım ama durup düşününce haklı olduğuna karar verdim. Haklı, çünkü bu sayede sadece kardeşimi kurtarmakla kalmayacağım, boş yere öldürülen iki genç kadının katilinin yakalanmasını da sağlayacağım.

 
Ekim 27, 2009

Görülen o ki başımı derde sokmaktan başka birşey beceremeyen herifin tekiyim. Maudette’in cinayetinden şüpheli bulunup içeri alınmamın üzerinden daha bir hafta geçmeden Dawn öldürüldü, ve bilin bakalım şüpheli kim? Ben tabi ki! Birileri özellikle beni mi gözlüyor acaba diye düşünmeden edemiyorum! Tamam, Dawn ile tartıştık kabul ediyorum. Hatta silahla üzerime de yürüdü bunu da kabul ediyorum. Ama onu ben öldürmedim! Lanet olası komşusu herşeye tanık olduğu için eminim aleyhimde konuştu. Andy ise beni sıkıştırmak için fırsat kolluyor zaten..

Başıma gelenler bununla kalsa iyi. Benim ufaklık yüzünden Lafayette’den yardım istemek için evine uğradım. Ben vampirlerden ne kadar uzak durmak istesem de başaramıyorum galiba. Viagra almak için gittiğim yerden vampir kanı ile dönmem acayip oldu tabi. Neyse, bu meretin etkisini Lafayette öyle bir anlattı ki sabah elimde çiçeklerle (güya barışmak için) öldüğünden bi haber dosdoğru Dawn’ın evine gittim. Bir önceki gece yüzünden şüpheli olarak tutuklandığımda, cebimdeki ufak şişe aklıma geldi ve bir anda paniğe kapıldım. Tüm bu olayların üstüne üzerimde vampir kanı bulunması heralde isteyeceğim en son şey olurdu. Arabaya biner binmez, bütün şişeyi bitirip arka koltuğun arasına sıkıştırdım. Ne olduysa da bundan sonra oldu zaten. Neredeyse 24 saat boyunca devam eden bir sorun – normal şartlarda mucize derdim – yaşadım. Viagra ile elde etmeye çalıştığınız şeyin 24 saat boyunca devam ettiğini bir düşünün. Tara gelip de beni Andy’nin elinden kurtarmasaydı, bu halimde o kadar zaman nasıl dayanırdım hayal bile edemiyorum.

Ertesi gün neredeyse ışık hızıyla Merlotte’s bara gittim, Lafayette’e beni bu boka nasıl bulaştırdığının hesabını sormak için! Başına ekşiyip sesimi yükseltince, birileri duyacak diye epey tedirgin oldu ama nihayetinde sadece bir kaç damla almam gerektiğini, tamamını içtiğim için tam bir gerizekalı olduğumu (ki öyleyim!) söyleyip beni başından savuşturmayı başardı. Zaten ayakta durmakta güçlük çekiyordum, daha fazla dayanamayıp bir köşeye yığıldım. Beni bulup kurtaran yine Tara oldu.. Halim o kadar perişandı ki Tara’nın hastaneye gitme ısrarını kabul etmek zorunda kaldım. Hayatımda hiç bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum. O koskoca iğneyi düşününce bile kendimden geçecek gibi oluyorum. Tanrı şahidim ya bir daha bırak vampir kanını, vampirlerin yakınına bile gitmem!

 
Ekim 26, 2009

Tanrım, sakin olmaya çalışıyorum ama ne yapacağımı, ne hissedeceğimi şaşırmış bir haldeyim! Neler oluyor bu kasabaya? Maudette Pickens öldürüleli daha bir hafta bile geçmedi! Şimdi de Dawn öldürüldü.. İnanamıyorum. Bu sabah Sam arayıp da Dawn’nın işe geç kaldığını söylediğinde, akşam içkiyi fazla kaçırdığı için uyuyakaldı diye düşünmüştüm. Eve kadar gidip kontrol etmeyi de ne yalan söyleyeyim gereksiz bir iş yükü gibi gördüm.. Nereden bilebilirdim ki.. Daha bir gün önce gülüp şakalaştığın, birlikte çalıştığın bir insanın ertesi gün yitip gittiğini, yok olduğunu görmek korkunç birşey! Onu, bembeyaz kesmiş bir şekilde yatağında öylece yatarken bulduğumda tek yapabildiğim çaresizce bağırıp yardım istemek oldu. Birkaç dakika sonra yanımda Jason’ı bulduğumda dayanacak birini bulmanın etkisiyle tutundum ona. Taa ki yan komşu gelip de saçma sapan şeyler söyleyene kadar. Bir gece önce Jason ile Dawn birlikteymiş ve sanırım büyük bir kavga başlamış aralarında. İnsanlar kavge edebilir ama bu onların cinayet işleyecekleri anlamına gelmez ki! Üstelik Jason böyle bir şeyi kesinlikle yapamaz!

Dedektif Bellefleur ve Şerif Dearborne’nun eve gelişiyle sorgu süreci de başlamış oldu. Etraftakilerin düşüncelerini dinlemekten hiçbir soruya konsantre olamadım. Böylesi trajik anlarda insanların ne kadar acayip şeyler düşündüğünü bir duysanız! Zavallı Dawn.. İçeride sorgulama devam ederken dışarıda mahalle sakinlerinin toplandığını, konuşma seslerinden duyabiliyordum. Jason, merkeze götürülmek üzere iki eli kelepçeli evden çıktığında, sanki maç izlemeye gelmiş gibi ellerinde biralarla dikilen insanlar kimbilir düşündü. Kimbilir diyorum çünkü tüm benliğimi bütün seslere kapadım. O an ihtiyacım olan en son şey düşüncelerimle başbaşa kalmaktı, ben de dinleyememeyi seçtim..

Bunu büyükanneme nasıl anlatacağım bilmiyorum, arka arakaya iki cinayet işlendi ve ikisinde de Jason tek şüpheli olarak içeri alındı. Ama bunu o yapmış olamaz, kardeşimi çok iyi tanıyorum, o cinayet işleyemez. Ah Jason, neden her seferinde belanın tam ortasında buluyorum ki seni. Hayatındaki kadınlar sadece bela açıyor başına.

 
Ekim 21, 2009

Maudette’te geçirdiğim o geceden beri nereye baksam vampirlerle ilgili şeyler görmeye başladım. Resmen psikolojim bozuldu. O tuhaf görünümlü vampirin yüzü gözümün önünden hiç gitmiyor. Üstelik de en olmadık anlarda başıma geliyor bu! Dün bütün gün yatakta bağlı bir şekilde Dawn’ı bekledikten sonra ona muzur bir oyun oynamak istedim. Akşam eve döndüğünde kılık değiştirip vampirmişim gibi davrandım. Ama olan bana oldu tabi.. Gayet güzel takılırken birden o şeytanın yüzünü görünce bütün keyfim kaçtı. Keyfim kaçtı derken, anlayın işte..

Dawn’ın daha önce bir vampirle birlikte olduğunu bildiğimden ötürü iyice sinirlendim. Bir insan nasıl olur da ölü olduğunu bildiği bir ucubenin kendisine dokunmasına izin verebilir, hiç anlamıyorum! Ben bir yandan söylenirken, Dawn kalkıp “Hayatımın en iyi seksiydi” demez mi! Üstelik ben o haldeyken. Ne kadar sinirlendiğimi anlatamam. Sinirlendiğim için de yüklendikçe yüklendim. Haliyle o da çıldırdı ve ben daha ne olduğunu anlamadan karşıma elinde koca bir silahla dikiliverdi.

Kavga o kadar büyüdü ki en sonunda hatun gözünü bile kırpmadan ateş etmeye başladı. Tam bir kaçık! Pantalonumu bile giyemeden, apar topar çıktım evden. Tüm bunlar yetmezmiş gibi yan komşusu tüm küfürlerime şahit oldu. Off.. Bon Temps halkının ne kadar dedikoducu olduğunu tahmin bile edemezsiniz.

Kaçık orospu. Onun yüzünden bu hale düştüğüme inanamıyorum. Lanet olsun! Neymiş her erkeğin başına gelebilirmiş. Ben her erkek değilim! Bu işin kesin çözümü için Lafayette’e uğrasam iyi olacak. Adamda herşeyin çaresi var. Bunun da vardır heralde?

 
Ekim 16, 2009

Bütün yaşananları şerif ve dedektif ile beraber izlemek benim için korkunç derecede utandırıcı oldu. Anlaşılan Maudette’in birlikte olduğu adamları gizlice videoya çekmek gibi tuhaf bir huyu varmış. Videoda onun öylece soluksuz kalışını ve odadan apar topar kaçışımı izlerken, bir yandan böylesi bir şeyi nasıl yapabildiğimi anlamaya çalışıyor diğer yandan da bu işten nasıl kurtulacağımı kestirmeye çalışıyordum. O an kendimi ne kadar aciz ve çaresiz hissettiğimi anlatamam.. Sonra birden ekranda Maudette’i gülerken görünce gözlerime inanamadım. Tanrım! Onu öldüren ben değilmişim!

Dedektif Bellefleur beni elbette ki o kadar kolay bırakmadı. Neticede bunu yapan ben olmasam da birileri onu öldürmüştü. Tek bildiğim şeyi, yani o gece izlediğim videoyu anlattım. Gördüğüm vampirin neye benzediğini tarif ettim. Ama Maudette’i öldüren her kimse, beraberinde videoyu da yok etmiş. Şerif Dearborne ve dedektif bir süre daha benden şüphelenseler de sonuçta gitmeme izin verdiler.

Geceyi Dawn ile geçirdim. Belli etmesem de bu olay beni o kadar korkuttu ve canımı o kadar sıktı ki yalnız başıma eve dönmek istemedim. Vampirlerin böyle birden ortaya çıkması, önce videoda izlediğim tuhaf yaratık, sonra Sookie’nin bir vampir bozuntusu ile kırıştırdığı haberleri! Dayanılacak gibi değil. Üstelik sabah uyandığımda Dawn’ın boynunda da ısırık izleri gördüm. Ne oluyor bu insanlara anlamıyorum! Vampirleri ne duymak ne de görmek istiyorum. Umarım geldikleri gibi geri dönerler tabutlarına!

 
Kullanım Koşulları