Çektiğim onca acıdan sonra kendi kendime yemin etmiştim bir daha vampir kanı işine bulaşmamak için. Bunu biliyorum ama Lafayette’in de yönlendirmesiyle bir kez daha denedim, sadece bir kaç damla. Ve o bir kaç damla beni bu güne kadar farkında olmadığım bir dünyanın içine çekiverdi. Öyle bir deneyimdi ki bunu kelimelerle anlatamam bile! Tüm dünyayı her bir zerresine kadar hissettim. Yoğun ve koyu bir duyu yüküydü sanki. Herkesi ve herşeyi sevmeye başlıyorsunuz. Ve bu sevgi “her” anlamıyla kendini gösteriyor ;)
İşte bu yüzden arka arkaya ama azar azar içmeye başladım bu mereti. Ta ki Gran ölene kadar.. Ne kadar boktan, ne kadar korkunç bir hafta geçirdiğimi tahmin bile edemezsiniz. Salak gibi elimdeki son damlayı da bütün sinirimle arabadan dışarı fırlatınca farkettim ki vampir kanı içmediğim anlarda büyük bir korku kaplıyor içimi. Tüm o mutluluk ve huzur verici his yerine korkunç bir çaresizliğe bırakıyor. Adına bağımlılık diyin ne derseniz diyin ama mutlaka ama mutlaka birkaç damla da olsun yeniden içmek zorunda olduğumu hissediyorum. Bunun için de gidebileceğim tek isim var: Lafayette. Geçen sefer bana yardım etmişti, bu defa da eder heralde.
Şu hayatta bana kendi öz annemden daha fazla annelik etmiş tek insandı Gran.. Ölümü bir şaka gibi, hala inanmakta zorlanıyorum. Eve kapanıp sadece ağlamak istesem de Sookie’yi yalnız bırakamazdım. Tüm gücümü toplayıp olabildiğince yanında olmaya çalıştım ama zavallıcık delirmiş gibiydi. Abuk subuk yiyeceklerle başsağlığı için eve doluşan tüm o kaçıklar kimbilir neler düşündü de delirttiler kızı. Allahtan yanımızda Lafayette de vardı da apar topar odasına çıkardık. Bir turta uğruna insanların üzerine saldıracaktı neredeyse.. Gran’in yaptığı son turta..
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, bu en zor gününde, hayattaki tek dayanağı kendi öz kardeşi de uzun süre görünmedi ortalıkta. Ta ki bir hışımla odaya girip Sookie’nin suratının ortasına bir tane patlatana kadar. Tanrım! O an nasıl öfkeye kapıldığımı anlatamam! Oracıkta parçalamak istedim Jason’ı. Bir insan kendi kardeşine böylesi bir günde bunu nasıl yapar. Biliyor, Bill ile görüştüğü için suçluyor onu ama bu kadarı da fazla. Var gücümle üzerine yürüyüp Jason’ı göndermeyi başardıktan sonra baktığımda Sookie’nin hali perişandı.. Lafayette’in tüm ısrarına rağmen direnip de içmediği Valium’u usulcacık alıp yuttu. Keşke, keşke onun için yapabileceğim birşey olabilseydi. Daha önce de söylediğim gibi, Sookie benim için kendi ailemden bile daha değerli..
Cenaze töreni ise benim için tam bir rezaletti. Peder, konuşma yapması için Sookie’yi kürsüye davet ettiğinde ikinci bir kriz geleceğini tahmin etmeliydim. Ayakta zar zor duruyor olsa da metanetini korumaya çalıştığı belliydi ama ne olduysa – sanıyorum ki yine düşünceler – birden avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı, ben yerimden kalkıp yanına gidene kadar da koşup uzaklaştı.. Bu hale gelmesinin bir nedeni de uzun zamandır ailenin bir ferdi olmaktan çıkan amcasının, bir şekilde törene katılmış olması olabilir diye düşündüm.
İşte ben tüm bu düşüncelerle ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, kürsüde annemi gördüğümde donup kaldım. Bu kadın beni delirtecek yemin ederim! Ne demeye, hangi yüzüle, hangi sıfatla çıkıp da konuşmaya karar verdi biliyorum ama bu davranışının nedenini öğrenmem çok da uzun sürmedi. Törenden sonra yanıma gelip de içine giren şeytandan bahsetmeye başlayınca sinirlerime hakim olamadım, o ana kadar kendimi tutmaktan acıyan kaslarım birden gevşeyiverdi ve kahkahalara boğuldum. Buna bir bakıma sinir krizi demek de mümkün! Herneyse, anneme göre İçine giren şeytan, bunca yıldır bana çektirdiği eziyetin tek sorumlusuymuş. O yüzden de ondan kurtulması gerekiyormuş, bunun için de para lazımmış. Tanrım! Bir insanı sömürmek ancak bu kadar olur.. Sen her gece alkolün etkisiyle sızıp kal, kendi kızının hayatını mahvet, sonra da içime şeytan girdi de! Arkama bile bakmadan basıp gittim yanından. Değil sesini yüzünü bile görmek istemiyorum bu kadının! Lanet olsun..
Bugün Gran öleli iki gün doluyor.. Annem ve babam öldüğünden beri Gran benim bütün hayatım oldu. Onsuz bir hayat nasıl geçecek hiç bilmiyorum. Arkadaşlarım dahil neredeyse evde kalmamamı söylüyor, oysa burası olabileceğim en güvenli yer. Üstelik her köşesi hatıralarla dolu bu evi, bir pislik uğruna bırakacak değilim!

İnsanlar beni suçluyor biliyorum.. Kendi öz kardeşim bile bana sırtını dönebildikten sonra diğerleri neden farklı olsun ki! Gran yerine benim ölmemi yeğleyeninden tutun, Bill ile görüştüğüm için suçlayanlar, tüm olan bitenden beni sorumlu tutanlar ve daha niceleri. Düşüncelerini duyabildiğimden haberli ya da habersiz, onlar için farketmiyor. O kadar acımasızlar ki, gece boyunca bir kenara yazdığım üç beş satırı, zar zor ayakta durduğum cenazede okurken bile ara vermediler. Öyle bir an geldi ki hepsinden, tüm dünyadan nefret ettim. Olabildiğince uzağa kaçıp gitmek istedim. Tek yapabildiğim mezarlıkta dolanmak oldu. Akşamüstü eve döndüğümde kendimi tüm gece ve tüm gün boyunca ne kadar tuttuğumu farkettim. Masanın başına çözüp, Gran’den geriye kalan tek şeyi, turtayı yerken daha fazla direnemedim.

Bir tek Bill’in varlığı ile biraz olsun sakinleşiyorum. Bir tek onun yanındaki sessizlik huzur veriyor bana. Ve biliyorum ki, direnmemin bir anlamı yok. Onu seviyorum..
Bütün yaşananları şerif ve dedektif ile beraber izlemek benim için korkunç derecede utandırıcı oldu. Anlaşılan Maudette’in birlikte olduğu adamları gizlice videoya çekmek gibi tuhaf bir huyu varmış. Videoda onun öylece soluksuz kalışını ve odadan apar topar kaçışımı izlerken, bir yandan böylesi bir şeyi nasıl yapabildiğimi anlamaya çalışıyor diğer yandan da bu işten nasıl kurtulacağımı kestirmeye çalışıyordum. O an kendimi ne kadar aciz ve çaresiz hissettiğimi anlatamam.. Sonra birden ekranda Maudette’i gülerken görünce gözlerime inanamadım. Tanrım! Onu öldüren ben değilmişim!
Dedektif Bellefleur beni elbette ki o kadar kolay bırakmadı. Neticede bunu yapan ben olmasam da birileri onu öldürmüştü. Tek bildiğim şeyi, yani o gece izlediğim videoyu anlattım. Gördüğüm vampirin neye benzediğini tarif ettim. Ama Maudette’i öldüren her kimse, beraberinde videoyu da yok etmiş. Şerif Dearborne ve dedektif bir süre daha benden şüphelenseler de sonuçta gitmeme izin verdiler.
Geceyi Dawn ile geçirdim. Belli etmesem de bu olay beni o kadar korkuttu ve canımı o kadar sıktı ki yalnız başıma eve dönmek istemedim. Vampirlerin böyle birden ortaya çıkması, önce videoda izlediğim tuhaf yaratık, sonra Sookie’nin bir vampir bozuntusu ile kırıştırdığı haberleri! Dayanılacak gibi değil. Üstelik sabah uyandığımda Dawn’ın boynunda da ısırık izleri gördüm. Ne oluyor bu insanlara anlamıyorum! Vampirleri ne duymak ne de görmek istiyorum. Umarım geldikleri gibi geri dönerler tabutlarına!