Ekim 27, 2009

Görülen o ki başımı derde sokmaktan başka birşey beceremeyen herifin tekiyim. Maudette’in cinayetinden şüpheli bulunup içeri alınmamın üzerinden daha bir hafta geçmeden Dawn öldürüldü, ve bilin bakalım şüpheli kim? Ben tabi ki! Birileri özellikle beni mi gözlüyor acaba diye düşünmeden edemiyorum! Tamam, Dawn ile tartıştık kabul ediyorum. Hatta silahla üzerime de yürüdü bunu da kabul ediyorum. Ama onu ben öldürmedim! Lanet olası komşusu herşeye tanık olduğu için eminim aleyhimde konuştu. Andy ise beni sıkıştırmak için fırsat kolluyor zaten..

Başıma gelenler bununla kalsa iyi. Benim ufaklık yüzünden Lafayette’den yardım istemek için evine uğradım. Ben vampirlerden ne kadar uzak durmak istesem de başaramıyorum galiba. Viagra almak için gittiğim yerden vampir kanı ile dönmem acayip oldu tabi. Neyse, bu meretin etkisini Lafayette öyle bir anlattı ki sabah elimde çiçeklerle (güya barışmak için) öldüğünden bi haber dosdoğru Dawn’ın evine gittim. Bir önceki gece yüzünden şüpheli olarak tutuklandığımda, cebimdeki ufak şişe aklıma geldi ve bir anda paniğe kapıldım. Tüm bu olayların üstüne üzerimde vampir kanı bulunması heralde isteyeceğim en son şey olurdu. Arabaya biner binmez, bütün şişeyi bitirip arka koltuğun arasına sıkıştırdım. Ne olduysa da bundan sonra oldu zaten. Neredeyse 24 saat boyunca devam eden bir sorun – normal şartlarda mucize derdim – yaşadım. Viagra ile elde etmeye çalıştığınız şeyin 24 saat boyunca devam ettiğini bir düşünün. Tara gelip de beni Andy’nin elinden kurtarmasaydı, bu halimde o kadar zaman nasıl dayanırdım hayal bile edemiyorum.

Ertesi gün neredeyse ışık hızıyla Merlotte’s bara gittim, Lafayette’e beni bu boka nasıl bulaştırdığının hesabını sormak için! Başına ekşiyip sesimi yükseltince, birileri duyacak diye epey tedirgin oldu ama nihayetinde sadece bir kaç damla almam gerektiğini, tamamını içtiğim için tam bir gerizekalı olduğumu (ki öyleyim!) söyleyip beni başından savuşturmayı başardı. Zaten ayakta durmakta güçlük çekiyordum, daha fazla dayanamayıp bir köşeye yığıldım. Beni bulup kurtaran yine Tara oldu.. Halim o kadar perişandı ki Tara’nın hastaneye gitme ısrarını kabul etmek zorunda kaldım. Hayatımda hiç bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum. O koskoca iğneyi düşününce bile kendimden geçecek gibi oluyorum. Tanrı şahidim ya bir daha bırak vampir kanını, vampirlerin yakınına bile gitmem!

 
Ekim 26, 2009

Tanrım, sakin olmaya çalışıyorum ama ne yapacağımı, ne hissedeceğimi şaşırmış bir haldeyim! Neler oluyor bu kasabaya? Maudette Pickens öldürüleli daha bir hafta bile geçmedi! Şimdi de Dawn öldürüldü.. İnanamıyorum. Bu sabah Sam arayıp da Dawn’nın işe geç kaldığını söylediğinde, akşam içkiyi fazla kaçırdığı için uyuyakaldı diye düşünmüştüm. Eve kadar gidip kontrol etmeyi de ne yalan söyleyeyim gereksiz bir iş yükü gibi gördüm.. Nereden bilebilirdim ki.. Daha bir gün önce gülüp şakalaştığın, birlikte çalıştığın bir insanın ertesi gün yitip gittiğini, yok olduğunu görmek korkunç birşey! Onu, bembeyaz kesmiş bir şekilde yatağında öylece yatarken bulduğumda tek yapabildiğim çaresizce bağırıp yardım istemek oldu. Birkaç dakika sonra yanımda Jason’ı bulduğumda dayanacak birini bulmanın etkisiyle tutundum ona. Taa ki yan komşu gelip de saçma sapan şeyler söyleyene kadar. Bir gece önce Jason ile Dawn birlikteymiş ve sanırım büyük bir kavga başlamış aralarında. İnsanlar kavge edebilir ama bu onların cinayet işleyecekleri anlamına gelmez ki! Üstelik Jason böyle bir şeyi kesinlikle yapamaz!

Dedektif Bellefleur ve Şerif Dearborne’nun eve gelişiyle sorgu süreci de başlamış oldu. Etraftakilerin düşüncelerini dinlemekten hiçbir soruya konsantre olamadım. Böylesi trajik anlarda insanların ne kadar acayip şeyler düşündüğünü bir duysanız! Zavallı Dawn.. İçeride sorgulama devam ederken dışarıda mahalle sakinlerinin toplandığını, konuşma seslerinden duyabiliyordum. Jason, merkeze götürülmek üzere iki eli kelepçeli evden çıktığında, sanki maç izlemeye gelmiş gibi ellerinde biralarla dikilen insanlar kimbilir düşündü. Kimbilir diyorum çünkü tüm benliğimi bütün seslere kapadım. O an ihtiyacım olan en son şey düşüncelerimle başbaşa kalmaktı, ben de dinleyememeyi seçtim..

Bunu büyükanneme nasıl anlatacağım bilmiyorum, arka arakaya iki cinayet işlendi ve ikisinde de Jason tek şüpheli olarak içeri alındı. Ama bunu o yapmış olamaz, kardeşimi çok iyi tanıyorum, o cinayet işleyemez. Ah Jason, neden her seferinde belanın tam ortasında buluyorum ki seni. Hayatındaki kadınlar sadece bela açıyor başına.

 
Ekim 23, 2009

Jason.. Jason.. Mütevazı kasabamızın seksi, yaramaz çocuğu. Biraz safçana olmasını bir kenara koyacak olursak gerçekten de ateşli bir yaratık. Sırf bu yüzden kasabadaki pek çok bayanın – hatta Tara’nın bile! – rüyalarını süslüyor. Ben, kendimi bildim bileli erkeklere ilgi duyuyor olsam da Jason’ın tercihinin ne yönde olduğunu çok iyi biliyorum. Yine de etrafımda olması tatlı bir heyecan yaratabiliyor içimde.

Çeşitli nedenlerden ötürü evim, başta kuzenim Tara olmak üzere birçok kişinin gelip gittiği trafiği bol bir yerdir. Tara, çocukluğundan beri annesinin zulmünden bir türlü kurtulamadı. Hiç bir allahın günü ayık olmayı başaramayan annesi, bu zavallı kızın hayatını nasıl berbat ettiğini bile farkedemeyecek derecede bağımlı. Tanrı biliyor ya en azından evimi açarak yardımcı olmaya çalışsam da pek bir fark yaratamıyorum..

Herneyse, bu sabah her zamanki gibi kendi özel işlerimle ilgilenirken, kapının çalındığını duydum. Çalışırken rahatsız edilmekten pek hoşlanmadığım için hışımla gidip açtım kapıyı. Tam küfürü basacaktım ki ne göreyim. Jason çıtırı kapımın önünde! Sıkılgan ve mahçup bir hali vardı. İçeri girip de derdini anlattığında pek eğlendim. Bu çocuğun aklı fikri sürekli ama sürekli pantolunun içinde. Benden ne istese beğenirsiniz? Viagra! Pek çok kişinin bildiği gibi Merlotte’s paramı kazandığım tek yer değil. Bunun dışında türlü ihtiyaçları karşılayacak türlü çözümler sunabiliyorum. Ama Viagra?! Eczaneden de pekala edinilebilecek birşeyi ne demeye satayım ki ben? Yine de onu yüzüstü bırakmak istemediğim için, işini fevkalade görecek başka birşey önerdim. Bu işin piyasası olduğunu öğrendiğimden beri, mevcut bağlantılarımı güçlendirerek vampir kanı ticaretine başladım. Yalnızca birkaç damlası bile Viagra’nın sağlayabileceğinin çok çok ötesinde bir etki yaratıyor. Bulması da hiç kolay olmadığından fiyatı gerçekten çok pahalı.

Jason, kendi durumundan epey endişe ettiği için (ve cebinde de yeterli para olmadığından) küçücük bir şişe satın alabilmek için websiteme koyacağım türden bir çekim yapma önerimi kabul etmek zorunda kaldı. Zavallıcık, daha önce böyle birşey yapmadığı için biraz utandı sanırım ama yüzünü tamamen saklayan maske ile ortama alışması pek de uzun sürmedi!

Bu çekimi henüz websiteme koymadım ama sizlerle paylaşabilirim sanırım. Bakalım sizin de hoşunuza gidecek mi ;)

YouTube Preview Image
 
Ekim 21, 2009

Maudette’te geçirdiğim o geceden beri nereye baksam vampirlerle ilgili şeyler görmeye başladım. Resmen psikolojim bozuldu. O tuhaf görünümlü vampirin yüzü gözümün önünden hiç gitmiyor. Üstelik de en olmadık anlarda başıma geliyor bu! Dün bütün gün yatakta bağlı bir şekilde Dawn’ı bekledikten sonra ona muzur bir oyun oynamak istedim. Akşam eve döndüğünde kılık değiştirip vampirmişim gibi davrandım. Ama olan bana oldu tabi.. Gayet güzel takılırken birden o şeytanın yüzünü görünce bütün keyfim kaçtı. Keyfim kaçtı derken, anlayın işte..

Dawn’ın daha önce bir vampirle birlikte olduğunu bildiğimden ötürü iyice sinirlendim. Bir insan nasıl olur da ölü olduğunu bildiği bir ucubenin kendisine dokunmasına izin verebilir, hiç anlamıyorum! Ben bir yandan söylenirken, Dawn kalkıp “Hayatımın en iyi seksiydi” demez mi! Üstelik ben o haldeyken. Ne kadar sinirlendiğimi anlatamam. Sinirlendiğim için de yüklendikçe yüklendim. Haliyle o da çıldırdı ve ben daha ne olduğunu anlamadan karşıma elinde koca bir silahla dikiliverdi.

Kavga o kadar büyüdü ki en sonunda hatun gözünü bile kırpmadan ateş etmeye başladı. Tam bir kaçık! Pantalonumu bile giyemeden, apar topar çıktım evden. Tüm bunlar yetmezmiş gibi yan komşusu tüm küfürlerime şahit oldu. Off.. Bon Temps halkının ne kadar dedikoducu olduğunu tahmin bile edemezsiniz.

Kaçık orospu. Onun yüzünden bu hale düştüğüme inanamıyorum. Lanet olsun! Neymiş her erkeğin başına gelebilirmiş. Ben her erkek değilim! Bu işin kesin çözümü için Lafayette’e uğrasam iyi olacak. Adamda herşeyin çaresi var. Bunun da vardır heralde?

 
Ekim 16, 2009

Bu boktan kasabanın boktan işlerinde çalışmaktan çok sıkıldım artık. Herkes gibi ben de para kazanmak zorundayım ama insanların aptallıklarına hiç katlanamıyorum. Geçen akşam mağazaya gelen şişko ve çirkin bir müşteri, adını bile bilmediği bir ürün için vıdı vıdı etmeye başladığında daha fazla dayanamadım ve istifayı basıp çıktım. Böyle ani kararlar vermenin iyi olmadığının farkındayım, ama içimde bir anda kabaran öfkeye mani olamıyorum. Her neyse, mağazadan çıkınca biraz kafamı dağıtmak için Sookie’nin yanına uğrayayım dedim. Sookie, çocukluğumdan beri benim en yakın arkadaşım. Neredeyse tüm hayatım, kendi evimden ziyade onun büyükannesi ile birlikte yaşadığı evde geçti. Bu yüzden benim için çok değerli olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Merlotte’s bara vardığımda Sookie her zamanki gibi masadan masaya koşturuyordu. Ben de kendime bir margarita söyleyip biraz olsun rahatlamaya çalıştım. Sookie vakit buldukça yanıma uğruyor bir yandan da Sam ile sohbet ediyordu. Bu arada, her fırsatta yüzüne vursam da Sookie, Sam’in ona çılgınca aşık olduğunu bir türlü kabullenmek istemiyor. İşin komiği, Sam dahil hepimizi onun taa çocukluğundan beri sahip olduğu şu düşünce okuma yeteneğini biliyoruz. Buna rağmen konuyu her zaman bir şekilde geçiştirmeyi başarıyor. Aslına bakarsanız bu durumdan en fazla tırsan benim.. Çünkü kendimi bildim bileli, Jason’a, yani Sookie’nin kardeşine karşı mani olamadığım bir ilgim var. Onu gördüğümde, normalde ne denli huysuz olsam da bir anda yumuşuyorum ve eminim o an aklımdan geçenleri anlamak için bir insan düşünce okumak gibi bir yeteneği olmasına gerek bile yoktur!

Neyse.. Sookie ve Sam ile laflarken içeri garip görünümlü ve oldukça beyaz tenli bir adam girdi. Sookie birden büyük bir heyecana kapılıp, adamın bir vampir olduğunu söyledi ve ben daha ağzımı dahi açamadan koşup gitti. Neymiş, iki yıldır bu anı bekliyormuş! Beni bazen çileden çıkarıyor bu kız. Söz konusu bir vampir ise olabildiğince uzak durmak gerek. Son zamanlarda sağda solda vampirlerle seks yaptıktan sonra ortadan kaybolan insanların haberlerini duyuyorum. Düşüncesi bile tüyler ürperticiyken bu kızın bu kadar korkusuzca davranması sinirlerimi bozuyor. Tru Blood sayesinde artık güvendeymişiz. Sen onu benim külahıma anlat! Adamlar yüzlerce yıldır kanımızla beslendikten sonra sentetik kanı tercih ederler mi hiç?

 
Ekim 12, 2009

Son birkaç haftadır Bon Temps’da inanılmaz bir hareketlilik yaşanıyor. Baton Rouge’daki şiddet olaylarının ardından, bu küçük ve sessiz kasabanın bana iyi geleceğini düşünmüştüm. En azından bu bölgede de bizlerden birilerinin olabileceğini pek ihtimal vermemiştim. Ancak şu an herkes geçen hafta Merlotte’s barda yaşanan olayları konuşuyor. Duyduğuma göre, iki yıllık sürenin ardından bu bölgenin ilk vampiri ortaya çıkmış. Kendi gözlerimle görmedim, ve kendi gözlerimle görmediğim şeylere inanmak konusunda – özellikle de işin içinde insan faktörü varsa – hep çekimser olmuşumdur.

Kasaba halkı dedikoduya epey meraklı olduğundan, istisnasız herkes bu yeni vampir ile Merlotte’s barın şirin garsonu Sookie arasındaki yakınlaşmadan bahsediyor. Vampirlerin varlığını kabul etseler bile etrafta hiç vampir görmedikleri için, insanların ne denli şaşırdığını (ve bir o kadar da tedirgin olduğunu) tahmin etmek hiç zor değil.. Yine de, bana göre umut verici bu gelişmenin özellikle Sookie gibi genç bir kıza zarar vermesinden korkuyorum. Birlikte yaşamayı öğrenmeye çalışsak bile hem bizler, hem de insanlar arasında durumu hala kabullenmeye yanaşmayan, şiddet eğilimli önemli bir kesim var. Beni korkutan bu gerçekle yüzleşmemeyi umuyorum.

Vampir dedikodusunu atlatamadan Bon Temps, birkaç gün önce Maudette Pickens cinayeti ile bir kez daha sarsıldı. Cinayeti kimin işlediği henüz ortaya çıkmasa da Şerif Dearborne ve ekürisi dedektif Bellefleur’un Sookie’nin erkek kardeşi Jason Stackhouse’dan şüphelendiği ve sorgu için merkeze götürdüğünü duydum. Ancak bu işi o safcana oğlanın yapmadığından neredeyse eminim. Bon Temps’a geldiğim günden beri uzaktan da olsa insanları izliyorum, ve Jason tüm azgınlığı ve hovardalığına rağmen cinayet işleyebilecek bir insan çağrışımı yaratmadı bende. İnanın 400 yıl gibi bir süre yaşadığınızda insanları bakışlarından bile tanıyabiliyorsunuz!

İçimden bir ses, sırf beladan uzak durmak için geldiğim bu kasabada aslında belanın tam ortasına düştüğümü söylüyor. Olayların kaynağının adının Bill olduğunu duyduğum vampir ile ilgisi olduğunu düşünüyor bu yüzden de onunla bir an önce tanışmam gerekiyor. Bunun için, kimliğimi belli etmeden Merlotte’s bara gitmeyi planlıyorum. Ancak öncesinde Pickens cinayetini biraz kurcalamam gerekiyor.

 
Ekim 7, 2009

Kahretsin! Sanırım gerçekten kötü birşey yaptım. Ama hayır, yapmış olamam. Yapmış olabilir miyim?? Lanet olsun! Bütün gün inşaat işleriyle uğraştıktan sonra biraz eğlenmek istedim sadece..

Bu arada, ismim Jason. Jason Stackhouse. Bon Temps’da doğup büyüdüm. Son birkaç yıldır, ailemin ölümünden sonra bize kalan evde yaşıyorum ve geçimimi sağlamak için de belediyenin inşaat işleriyle uğraşıyorum. Bu sıkıcı şehirde, Merlotte’s dışında güzel zaman geçirebileceğiniz pek fazla yer yok. Ben de, kasabanın sayıları pek de fazla olmayan güzel bayanları ile takıldığım zamanlar dışında evde televizyon karşısında bira içmeyi seviyorum.

Dün akşam da birkaç şişe bira sonrasında Maudette Pickens’ı ziyarete gittim. Maudette.. Liseden beri tanıyorum onu ve Tanrı şahit ya gerçekten müthiş bir vücudu var.. Her neyse, gayet güzel takılırken daha önceden farketmediğim birşeyi gördüm. İlk başta anlam veremedim, zaten Maudette de konuyu değiştirmeye çalıştı. Ama bariz bir şekilde vampir ısırığıydı gördüklerim! Daha sonra kendi de itiraf etti zaten. Bunu, yani vampirin kendisini ısırmasına izin vermesini, para karşılığı yaptığını söyledi. Tam 1.000 dolar! İnanabiliyor musunuz! Sonra da o korkunç videoyu izletti bana. Keşke izlemeseydim.. O dişleri ve tüylerimi diken diken eden gözleri unutmam mümkün değil..

Ne olduysa sonrasında oldu zaten. Kendimi çok fazla kaptırdım sanırım.. Bilmiyorum. Bu sabah büyükannem haberini verdi. Maudette ölmüş! Daha doğrusu boğularak öldürülmüş. Öğleden sonra şerif Dearborne ve dedektif Bellefleur beni resmen sorguya çekti. “Maudette’i tanıyor musun?”, “İlişkinizin boyutu nedir?” Tanrım! Durumu çaktırmamak için elimden geleni yaptım. Ne var ki dün gece onun evinde olup olmadığımı sorduğunda daha fazla saklamamın olanağı kalmamıştı. Acaba nereden biliyorlar diye düşünürken dedektif durumu açıkladı. Maudette tüm geceyi benden gizli videoya çekmiş..

Bu geceyi gözaltında geçireceğim.. Tanrım, bunu ben yapmış olamam. Olamam!!

 
Ekim 5, 2009

Adım Sookie Stackhouse. Çocukluğumdan beri burada, Bon Temps’da yaşıyorum. Bu küçük kasabanın sakinliğini, yeşilliğini ve bitmez tükenmez bir dedikodu gücüne sahip olsalar bile insanlarını seviyorum. Sadece bazen, büyük şehir hayatının nasıl olabileceğini hayal ediyorum. Herşeyin durağan ve sıradan olduğu bu kasaba dışında var olan renkli bir hayat var ve ben kendimi kimi zaman tüm bu tekdüzelik içinde sıkışmış gibi hissediyorum. Yine de çok şikayetçi değilim. Annem ve babam ben 7 yaşındayken öldüğünden beri bana ve ağabeyim Jason’a, büyükannem bakıyor. Jason çoğu zaman bizimle birlikte kalmasa da büyükannem ile  yaşadığımız bu gösterişsiz ve eski evin, benim için değerini kelimelerle anlatmam mümkün değil..

Evimiz

Liseden mezun olduktan sonra, büyük şehir hayallerimin son bulmasıyla beraber Sam’in restoran & barında çalışmaya başladım. Sam’in kendi soyadını verdiği Merlotte’s, içki içmeyi çok seven kasaba halkının en uğrak yeri. Geceleri saat 1.30′a kadar süren mesaim boyunca neredeyse hiç oturmuyorum.

Merlotte's

Ama bu bana iyi geliyor. Hem kendi düşüncelerimden uzaklaşabiliyorum, hem de insanların düşüncelerinden.. Çocukluğumdan beri, bu sesler hiç durmadı. Etrafımdaki herkesin ne düşündüğünü kendi kafam içinde duyuyorum ve inanın bu çok yorucu birşey. Kimi geceler, bir yandan işimi yapmak için koşturuken bir yandan da tüm bu sesleri engellemeye çalıştığım için neredeyse bitkin düşüyorum. Ne yazık ki bunu durdurmanın bir yolu yok. Ne kadar uğraşsam da insanların düşüncelerini duymamayı başaramıyorum.
Oysa tek istediğim normal olmak. Normal insanlar gibi bu sesleri duymamak. Hayatımın her evresinde, bu garip yetenek yüzünden mutsuz oldum. Genç kızlık dönemimde asla istediğim gibi bir ilişki yaşayamadım çünkü benimle beraberken erkeklerin kafasından geçen tek şey seks oluyor. Ve ben bunu biliyorum!

Tanrım, gerçekten artık bu sesleri duymak istemiyorum. Birkaç dakikalığına da olsa sessizlik istiyorum. Bunu başarabildiğim an ne kadar mutlu olacağımı tahmin bile edemezsiniz.

Herneyse, akşamki mesaime epey vakit var. O zamana kadar bahçede biraz güneşlenip güneşin tadını çıkarmak istiyorum. Belki de bugün şanslı günümdür ve kimbilir belki de bu durağan kasabaya biraz hareket gelir :)

 
Kullanım Koşulları