Harika giden bir geceyi mahvettim.. Aylardan sonra ilk kez cesaretimi toplayıp, üstelik de bir bar dolusu insanın önünde, Sookie’ye çıkma teklif ettim ve bilin ne cevap verdi. Evet! Tanrım, o an ne derece heyecanlandığımı size anlatmam mümkün bile değil. Bunca zaman sonra, deli divane gibi gözünün içinde baktığım kadın benimle birlikte olmayı kabul etti. Bunu o kadar uzun zamandır bekliyordum ki.. Akşam iş çıkışı Sookie’yi gidip evden aldım. Her zamanki gibi mükemmel görünüyordu. Saçları, dudakları, kokusu.. Birlikte Bill’in konuşma yapacağı kiliseye doğru ilerlerken çok da fazla düşünmemeye gayret ettim. Bu şansı yakalamışken, düşüncelerimi okumasını ve korkmasını istemiyordum. İlk randevumuz için hayal ettiğim böyle bir mekanda, üstelik de sinir olduğum bir vampiri dinlemek değildi elbette ama hiç yoktan iyidir değil mi? ;)

Neredeyse tüm kasaba küçük kiliseye sığışmış, tuhaf bir heyecan içinde karşılaşacakları vampiri bekleyip duruyordu. Bana sorarsanız bu, baştan beri kötü bir fikir. Yani en nihayetinde bu adam bir vampir, insanları hipnotize etme gücü de var, bir anlık kaos ile hepimizi öldürüp kanımızın son damlasına kadar içebilir! Neyse, Sookie’nin varlığı ile bu gereksiz törenin bir an önce bitmesini bekleyerek sabrettim. Gecenin mimarı Sookie’nin büyükannesi Adele Stackhouse’du. Onun da tüm heyecanı hem yüzünden hem de yarı titrek sesinden belli oluyordu. Bill’i kürsüye davet ettiğinde, salonda neredeyse çıt çıkmadı diyebilirim. İnsanlar, merak ettikleri kadar korkuyorlardı da anlaşılan. Bill, olanca havasıyla sahneye doğru yürürken, yan gözle Sookie’yi süzdüm. İnsanların düşüncelerini okuyabilme yetisi böyle anlarda daha değerli oluyordur eminim. Tabi benim böyle bir kabiliyetim olmadığı için aklından neler geçiyor anlamam pek mümkün olmadı.

Bill, kürsüye çıkıp konuşmasına başlamadan önce, birçokları için polemik konusu olan ve neticede üzeri bayrakla örtülüp gizlenmeye çalışılan haçı ortaya çıkarmakla başladı. Eminim puan toplamak için yaptığı kasti bir hareketti bu. Ben her ne kadar etkilenmemiş olsam da salonun tamamının neredeyse büyülendiğini söyleyebilirim. Uyuz herif! Kiliseye gelenlerin pek çoğunun büyük büyük dedeleriyle savaşta nasıl çarpıştıklarını ballandır ballandıra anlatıp durdu. Atalarını böyle birinci ağızdan dinlemek herkesi mest etti.
Bill, müthiş bir coşkuyla savaş hikayeleri anlatırken belediye başkanı söz alarak, arşivlerden bulup çıkardığı tozlu bir fotoğrafı eline tutuşturduğunda, bu müthiş şovun sonuna gelmiştik.

Görülen o ki Bill, savaş sonrasında insan hayatını kaybederek vampir olmuş ve bunca zaman sonra fotoğrafta gördüğü ailesi ile bir daha asla görüşememişti. Bu denli duygusal konuşması ve yalandan sildiği gözyaşları ile Bill, başta Sookie olmak üzere pek çok insanın gönlünü kazanmışa benziyordu. Allahtan konuşma daha uzamadı, biz de Sookie ile beraber kahve içmek için kiliseden ayrılabildik. Gitmeden önce Sookie, büyükannesi ve Bill’e hoşçakal demek istediği için yeniden yüzyüze gelmek zorunda kalsak da lafımı yapıştırıp Sookie ile “birlikte” olduğumuzu hissettirebildim ona. Oh olsun!
Tabi benim için bir mucize gibi başlayan bu gece, hiç de beklediğim gibi sonuçlanmadı. Kahvemizi içip tatlımızı yerken herşey ne kadar da güzel gidiyordu halbuki. Gelin görün ki Sookie, Bill ile yaşadıklarından sonra fazla aceleci olmak istemediğini söylediğinde resmen çıldırdım. Bir insan, bir vampirle nasıl bir gelecek düşünebilir aklım almadı. Sinirlendiğim zaman ağzımdan çıkanları kontrol etmekte zorlandığım için bir çuval inciri berbat ettim, Sookie de arkasına bile dönüp bakmadan çekti gitti. Şimdi ben bu durumu nasıl düzelteceğim bilmiyorum.. Böyle bir şansı bir daha nasıl elde edeceğim? Herşeyden öte Sookie’yi Bill’in etkisinden nasıl koruyacağım. Bilmiyorum.. Tanrı yardımcım olsun demekten fazla birşey de gelmiyor elimden..
Sabahtan beri susmayan telefona rağmen; ki bence kasaba halkı büyükanneme laf sokuşturmak için arıyor büyük ihtimalle, bu akşam Bill, bir vampir olarak Bon Temps kilisesinde bir konuşma yapacak. Dün akşam Fangtasia dönüşünde yolumuzu kesen polisi hipnotonize etmesi benim için kabul edilebilir birşey değildi. Tanrım! Ben olmasam zavallı adamı bir çırpıda perişan edebilirdi. Bu yüzden hala çok kızgınım ona, ama büyükannem bu akşam için o kadar heyecanlı ki bana bir dolu nasihatta bulundu. Dünyayı benim gibi algılamayan biri ile tanışmış olmayı kutsal saymalıymışım. Herneyse, zaten akşam Bill’i pek fazla göreceğimi sanmıyorum. Beni bir daha görmeyeceğini açıkça ifade etmişti dün gece! Ben de Sam’in, akşam kiliseye beraber gitme teklifini – ki bana sorarsanız Sam bunun bir randevu olduğunu filan sanıyor – kabul ettim. Ne zararı olacak ki? Alt tarafı Bill’i birlikte dinleyip sonrasında da bir kahve filan içeriz..
Unutmadan, bir de tuhaf birşey oldu. Öğleden sonra barda Andy ile karşılaştık. Acaip acaip şeylerden bahsetti. Yok havada aşk mı varmış, kardeşim de aşık mıymış neymiş. Ne saçmalıyor bu adam diye düşünürken, gerçek çıkıverdi ortaya. Off şu dinleme işinden bir kurtulabilsem! Herneyse, görülen o ki Tara, Jason’ı kurtarmak uğruna birlikte olduklarına dair bir yalan söylemiş! Ne alem kız. Daha sonra tuvalette karşılaşınca biraz ağzını aradım, verdiği cevaplardan tatmin olmayınca da biraz daha dikkatli dinlemeye karar verdim. Tara ve ben bundan birkaç yıl öncesinde bir anlaşmaya varmıştık; onun düşüncelerini okumayacağıma söz vermiştim. Ama işte bazen elimden olmadan yapıyorum bunu. Tara durumu farkedince hiddetle çekip gitti yanımdan.
Aman neyse, bunlarla uğraşmayı bırakıp akşam için gidip hazırlansam iyi olur.
Televizyonda Nan Flanagan’ın Bill Maker röportajını dinliyorum: “Biz asla köle edinmedik, ya da nükleer bomba patlatmadık. Ayrıca Japonlar, bizim tüm besin ihtiyaçlarımızı tamamen karşılayan sentetik kanı yarattılar. Artık kimsenin bizden korkması için bir sebep yok.” Amerikan Vampirler Derneği, uzun bir süredir vampirlerin insanlarla aynı haklara ve özgürlüklere sahip olması gerektiğini savunuyor.
Dünya üzerindeki varlığım neredeyse 400 yılı aştı. Tüm bu zaman süresince görmediğim şehir, gitmediğim ülke kalmadı. Vampirler ve insanlar arasında yüzyıllardır devam eden savaşın, bu seksi sarışın bayanın açıklamaları ile son bulacağına gerçekten inanmak istiyorum. Tru Blood sayesinde çok uzun süredir avlanmak zorunda değiliz ama yine de beklenen barışın o kadar kolay gerçekleşmeyeceğini bilecek kadar uzun bir süredir etraftayım.