Bu boktan kasabanın boktan işlerinde çalışmaktan çok sıkıldım artık. Herkes gibi ben de para kazanmak zorundayım ama insanların aptallıklarına hiç katlanamıyorum. Geçen akşam mağazaya gelen şişko ve çirkin bir müşteri, adını bile bilmediği bir ürün için vıdı vıdı etmeye başladığında daha fazla dayanamadım ve istifayı basıp çıktım. Böyle ani kararlar vermenin iyi olmadığının farkındayım, ama içimde bir anda kabaran öfkeye mani olamıyorum. Her neyse, mağazadan çıkınca biraz kafamı dağıtmak için Sookie’nin yanına uğrayayım dedim. Sookie, çocukluğumdan beri benim en yakın arkadaşım. Neredeyse tüm hayatım, kendi evimden ziyade onun büyükannesi ile birlikte yaşadığı evde geçti. Bu yüzden benim için çok değerli olduğunu söylememe gerek yok sanırım.
Merlotte’s bara vardığımda Sookie her zamanki gibi masadan masaya koşturuyordu. Ben de kendime bir margarita söyleyip biraz olsun rahatlamaya çalıştım. Sookie vakit buldukça yanıma uğruyor bir yandan da Sam ile sohbet ediyordu. Bu arada, her fırsatta yüzüne vursam da Sookie, Sam’in ona çılgınca aşık olduğunu bir türlü kabullenmek istemiyor. İşin komiği, Sam dahil hepimizi onun taa çocukluğundan beri sahip olduğu şu düşünce okuma yeteneğini biliyoruz. Buna rağmen konuyu her zaman bir şekilde geçiştirmeyi başarıyor. Aslına bakarsanız bu durumdan en fazla tırsan benim.. Çünkü kendimi bildim bileli, Jason’a, yani Sookie’nin kardeşine karşı mani olamadığım bir ilgim var. Onu gördüğümde, normalde ne denli huysuz olsam da bir anda yumuşuyorum ve eminim o an aklımdan geçenleri anlamak için bir insan düşünce okumak gibi bir yeteneği olmasına gerek bile yoktur!
Neyse.. Sookie ve Sam ile laflarken içeri garip görünümlü ve oldukça beyaz tenli bir adam girdi. Sookie birden büyük bir heyecana kapılıp, adamın bir vampir olduğunu söyledi ve ben daha ağzımı dahi açamadan koşup gitti. Neymiş, iki yıldır bu anı bekliyormuş! Beni bazen çileden çıkarıyor bu kız. Söz konusu bir vampir ise olabildiğince uzak durmak gerek. Son zamanlarda sağda solda vampirlerle seks yaptıktan sonra ortadan kaybolan insanların haberlerini duyuyorum. Düşüncesi bile tüyler ürperticiyken bu kızın bu kadar korkusuzca davranması sinirlerimi bozuyor. Tru Blood sayesinde artık güvendeymişiz. Sen onu benim külahıma anlat! Adamlar yüzlerce yıldır kanımızla beslendikten sonra sentetik kanı tercih ederler mi hiç?
Bütün yaşananları şerif ve dedektif ile beraber izlemek benim için korkunç derecede utandırıcı oldu. Anlaşılan Maudette’in birlikte olduğu adamları gizlice videoya çekmek gibi tuhaf bir huyu varmış. Videoda onun öylece soluksuz kalışını ve odadan apar topar kaçışımı izlerken, bir yandan böylesi bir şeyi nasıl yapabildiğimi anlamaya çalışıyor diğer yandan da bu işten nasıl kurtulacağımı kestirmeye çalışıyordum. O an kendimi ne kadar aciz ve çaresiz hissettiğimi anlatamam.. Sonra birden ekranda Maudette’i gülerken görünce gözlerime inanamadım. Tanrım! Onu öldüren ben değilmişim!
Dedektif Bellefleur beni elbette ki o kadar kolay bırakmadı. Neticede bunu yapan ben olmasam da birileri onu öldürmüştü. Tek bildiğim şeyi, yani o gece izlediğim videoyu anlattım. Gördüğüm vampirin neye benzediğini tarif ettim. Ama Maudette’i öldüren her kimse, beraberinde videoyu da yok etmiş. Şerif Dearborne ve dedektif bir süre daha benden şüphelenseler de sonuçta gitmeme izin verdiler.
Geceyi Dawn ile geçirdim. Belli etmesem de bu olay beni o kadar korkuttu ve canımı o kadar sıktı ki yalnız başıma eve dönmek istemedim. Vampirlerin böyle birden ortaya çıkması, önce videoda izlediğim tuhaf yaratık, sonra Sookie’nin bir vampir bozuntusu ile kırıştırdığı haberleri! Dayanılacak gibi değil. Üstelik sabah uyandığımda Dawn’ın boynunda da ısırık izleri gördüm. Ne oluyor bu insanlara anlamıyorum! Vampirleri ne duymak ne de görmek istiyorum. Umarım geldikleri gibi geri dönerler tabutlarına!
Hiç anlamıyorum.. Nerede hata ediyorum gerçekten hiç anlamıyorum. Kaç yıldır neredeyse her gün, ona karşı hisettiğim herşeyi anlatma kararıyla gidiyorum bara ama her seferinde geri tepiyor. Hislerimi satır aralarına sıkıştırmaya çalıştığım tuhaf cümleler kurarken buluyorum kendimi. Derdimi anlatamadığım gibi yanındayken çok fazla düşünmemeye çalışıyorum çünkü aklımdan geçenleri kesinlikle okuyor, biliyorum. Ama bazen de sanki özellikle duymamayı tercih ediyor gibi hissediyorum. Lanet olsun. Neden cesaret edemiyorum!?
Geçen akşam, nereden geldiğini anlamadığım o tuhaf görünümlü adam barın kapısından içeriye girip de yerine oturduğunda Sookie’nin yüzünde daha önce hiç görmediğim huzurlu ve bir o kadar da heyecan dolu bir gülümseme yakaladım. Adamın vampir olduğundan emindi ve bu durum onu resmen heyecanlandırdı. Vampirlerin de bizlerle aynı haklara sahip olması gerektiğine ve aynı ortamda yaşayabileceğimize inanıyor olsam da Sookie’nin belaya bulaşmasını istemiyorum. Onun zarar görmemesi için elimden geleni yapacağımdan kimsenin şüphesi olmasın. Ama o, beni her zamanki gibi dinlememekte ısrarcı. Nitekim tüm ikazlarıma rağmen, Rattray çiftinin vampiri kaçıracağı gibi çılgınca bir fikre kapılarak, hiç tanımadığı bu adamın peşinden koştu gitti. Rattray çifti, kasabanın en belalı çifti, Tanrım, kesinlikle uzak durulması gereken iğrenç bir çift!
Herneyse, birkaç gün önce yine tüm cesaretimi toplayıp Sookie’yi biraz konuşmak için odama çağırdım. Konu bir şekilde onun insanların düşüncelerini okuyabiliyor oluşuna geldi, ve bam! Vampirlerin düşüncelerini okuyamadığını söyledi. Eminim sırf bu yüzden; yani hayatı boyunca sahip olamadığı sessizlik ve huzurdan ötürü o vampirle geçireceği birkaç dakika bile değerli onun için. Benim düşüncelerimi ise okuyabildiği halde duymamazlığa geliyor, en azından böyle söyledi.. Ama olsun, benim için vazgeçmek yok! Benim barımda çalışmaya devam ettiği sürece, mümkün olduğunca yanında olup hislerimi hissetmesini sağlayacağım. Evet, bunu yapacağım!
Adım Sookie Stackhouse. Çocukluğumdan beri burada, Bon Temps’da yaşıyorum. Bu küçük kasabanın sakinliğini, yeşilliğini ve bitmez tükenmez bir dedikodu gücüne sahip olsalar bile insanlarını seviyorum. Sadece bazen, büyük şehir hayatının nasıl olabileceğini hayal ediyorum. Herşeyin durağan ve sıradan olduğu bu kasaba dışında var olan renkli bir hayat var ve ben kendimi kimi zaman tüm bu tekdüzelik içinde sıkışmış gibi hissediyorum. Yine de çok şikayetçi değilim. Annem ve babam ben 7 yaşındayken öldüğünden beri bana ve ağabeyim Jason’a, büyükannem bakıyor. Jason çoğu zaman bizimle birlikte kalmasa da büyükannem ile yaşadığımız bu gösterişsiz ve eski evin, benim için değerini kelimelerle anlatmam mümkün değil..
Liseden mezun olduktan sonra, büyük şehir hayallerimin son bulmasıyla beraber Sam’in restoran & barında çalışmaya başladım. Sam’in kendi soyadını verdiği Merlotte’s, içki içmeyi çok seven kasaba halkının en uğrak yeri. Geceleri saat 1.30′a kadar süren mesaim boyunca neredeyse hiç oturmuyorum.
Ama bu bana iyi geliyor. Hem kendi düşüncelerimden uzaklaşabiliyorum, hem de insanların düşüncelerinden.. Çocukluğumdan beri, bu sesler hiç durmadı. Etrafımdaki herkesin ne düşündüğünü kendi kafam içinde duyuyorum ve inanın bu çok yorucu birşey. Kimi geceler, bir yandan işimi yapmak için koşturuken bir yandan da tüm bu sesleri engellemeye çalıştığım için neredeyse bitkin düşüyorum. Ne yazık ki bunu durdurmanın bir yolu yok. Ne kadar uğraşsam da insanların düşüncelerini duymamayı başaramıyorum.
Oysa tek istediğim normal olmak. Normal insanlar gibi bu sesleri duymamak. Hayatımın her evresinde, bu garip yetenek yüzünden mutsuz oldum. Genç kızlık dönemimde asla istediğim gibi bir ilişki yaşayamadım çünkü benimle beraberken erkeklerin kafasından geçen tek şey seks oluyor. Ve ben bunu biliyorum!
Tanrım, gerçekten artık bu sesleri duymak istemiyorum. Birkaç dakikalığına da olsa sessizlik istiyorum. Bunu başarabildiğim an ne kadar mutlu olacağımı tahmin bile edemezsiniz.
Herneyse, akşamki mesaime epey vakit var. O zamana kadar bahçede biraz güneşlenip güneşin tadını çıkarmak istiyorum. Belki de bugün şanslı günümdür ve kimbilir belki de bu durağan kasabaya biraz hareket gelir :)