Bugün Gran öleli iki gün doluyor.. Annem ve babam öldüğünden beri Gran benim bütün hayatım oldu. Onsuz bir hayat nasıl geçecek hiç bilmiyorum. Arkadaşlarım dahil neredeyse evde kalmamamı söylüyor, oysa burası olabileceğim en güvenli yer. Üstelik her köşesi hatıralarla dolu bu evi, bir pislik uğruna bırakacak değilim!

İnsanlar beni suçluyor biliyorum.. Kendi öz kardeşim bile bana sırtını dönebildikten sonra diğerleri neden farklı olsun ki! Gran yerine benim ölmemi yeğleyeninden tutun, Bill ile görüştüğüm için suçlayanlar, tüm olan bitenden beni sorumlu tutanlar ve daha niceleri. Düşüncelerini duyabildiğimden haberli ya da habersiz, onlar için farketmiyor. O kadar acımasızlar ki, gece boyunca bir kenara yazdığım üç beş satırı, zar zor ayakta durduğum cenazede okurken bile ara vermediler. Öyle bir an geldi ki hepsinden, tüm dünyadan nefret ettim. Olabildiğince uzağa kaçıp gitmek istedim. Tek yapabildiğim mezarlıkta dolanmak oldu. Akşamüstü eve döndüğümde kendimi tüm gece ve tüm gün boyunca ne kadar tuttuğumu farkettim. Masanın başına çözüp, Gran’den geriye kalan tek şeyi, turtayı yerken daha fazla direnemedim.

Bir tek Bill’in varlığı ile biraz olsun sakinleşiyorum. Bir tek onun yanındaki sessizlik huzur veriyor bana. Ve biliyorum ki, direnmemin bir anlamı yok. Onu seviyorum..
Sabahtan beri susmayan telefona rağmen; ki bence kasaba halkı büyükanneme laf sokuşturmak için arıyor büyük ihtimalle, bu akşam Bill, bir vampir olarak Bon Temps kilisesinde bir konuşma yapacak. Dün akşam Fangtasia dönüşünde yolumuzu kesen polisi hipnotonize etmesi benim için kabul edilebilir birşey değildi. Tanrım! Ben olmasam zavallı adamı bir çırpıda perişan edebilirdi. Bu yüzden hala çok kızgınım ona, ama büyükannem bu akşam için o kadar heyecanlı ki bana bir dolu nasihatta bulundu. Dünyayı benim gibi algılamayan biri ile tanışmış olmayı kutsal saymalıymışım. Herneyse, zaten akşam Bill’i pek fazla göreceğimi sanmıyorum. Beni bir daha görmeyeceğini açıkça ifade etmişti dün gece! Ben de Sam’in, akşam kiliseye beraber gitme teklifini – ki bana sorarsanız Sam bunun bir randevu olduğunu filan sanıyor – kabul ettim. Ne zararı olacak ki? Alt tarafı Bill’i birlikte dinleyip sonrasında da bir kahve filan içeriz..
Unutmadan, bir de tuhaf birşey oldu. Öğleden sonra barda Andy ile karşılaştık. Acaip acaip şeylerden bahsetti. Yok havada aşk mı varmış, kardeşim de aşık mıymış neymiş. Ne saçmalıyor bu adam diye düşünürken, gerçek çıkıverdi ortaya. Off şu dinleme işinden bir kurtulabilsem! Herneyse, görülen o ki Tara, Jason’ı kurtarmak uğruna birlikte olduklarına dair bir yalan söylemiş! Ne alem kız. Daha sonra tuvalette karşılaşınca biraz ağzını aradım, verdiği cevaplardan tatmin olmayınca da biraz daha dikkatli dinlemeye karar verdim. Tara ve ben bundan birkaç yıl öncesinde bir anlaşmaya varmıştık; onun düşüncelerini okumayacağıma söz vermiştim. Ama işte bazen elimden olmadan yapıyorum bunu. Tara durumu farkedince hiddetle çekip gitti yanımdan.
Aman neyse, bunlarla uğraşmayı bırakıp akşam için gidip hazırlansam iyi olur.
Görülen o ki başımı derde sokmaktan başka birşey beceremeyen herifin tekiyim. Maudette’in cinayetinden şüpheli bulunup içeri alınmamın üzerinden daha bir hafta geçmeden Dawn öldürüldü, ve bilin bakalım şüpheli kim? Ben tabi ki! Birileri özellikle beni mi gözlüyor acaba diye düşünmeden edemiyorum! Tamam, Dawn ile tartıştık kabul ediyorum. Hatta silahla üzerime de yürüdü bunu da kabul ediyorum. Ama onu ben öldürmedim! Lanet olası komşusu herşeye tanık olduğu için eminim aleyhimde konuştu. Andy ise beni sıkıştırmak için fırsat kolluyor zaten..
Başıma gelenler bununla kalsa iyi. Benim ufaklık yüzünden Lafayette’den yardım istemek için evine uğradım. Ben vampirlerden ne kadar uzak durmak istesem de başaramıyorum galiba. Viagra almak için gittiğim yerden vampir kanı ile dönmem acayip oldu tabi. Neyse, bu meretin etkisini Lafayette öyle bir anlattı ki sabah elimde çiçeklerle (güya barışmak için) öldüğünden bi haber dosdoğru Dawn’ın evine gittim. Bir önceki gece yüzünden şüpheli olarak tutuklandığımda, cebimdeki ufak şişe aklıma geldi ve bir anda paniğe kapıldım. Tüm bu olayların üstüne üzerimde vampir kanı bulunması heralde isteyeceğim en son şey olurdu. Arabaya biner binmez, bütün şişeyi bitirip arka koltuğun arasına sıkıştırdım. Ne olduysa da bundan sonra oldu zaten. Neredeyse 24 saat boyunca devam eden bir sorun – normal şartlarda mucize derdim – yaşadım. Viagra ile elde etmeye çalıştığınız şeyin 24 saat boyunca devam ettiğini bir düşünün. Tara gelip de beni Andy’nin elinden kurtarmasaydı, bu halimde o kadar zaman nasıl dayanırdım hayal bile edemiyorum.
Ertesi gün neredeyse ışık hızıyla Merlotte’s bara gittim, Lafayette’e beni bu boka nasıl bulaştırdığının hesabını sormak için! Başına ekşiyip sesimi yükseltince, birileri duyacak diye epey tedirgin oldu ama nihayetinde sadece bir kaç damla almam gerektiğini, tamamını içtiğim için tam bir gerizekalı olduğumu (ki öyleyim!) söyleyip beni başından savuşturmayı başardı. Zaten ayakta durmakta güçlük çekiyordum, daha fazla dayanamayıp bir köşeye yığıldım. Beni bulup kurtaran yine Tara oldu.. Halim o kadar perişandı ki Tara’nın hastaneye gitme ısrarını kabul etmek zorunda kaldım. Hayatımda hiç bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum. O koskoca iğneyi düşününce bile kendimden geçecek gibi oluyorum. Tanrı şahidim ya bir daha bırak vampir kanını, vampirlerin yakınına bile gitmem!
Jason.. Jason.. Mütevazı kasabamızın seksi, yaramaz çocuğu. Biraz safçana olmasını bir kenara koyacak olursak gerçekten de ateşli bir yaratık. Sırf bu yüzden kasabadaki pek çok bayanın – hatta Tara’nın bile! – rüyalarını süslüyor. Ben, kendimi bildim bileli erkeklere ilgi duyuyor olsam da Jason’ın tercihinin ne yönde olduğunu çok iyi biliyorum. Yine de etrafımda olması tatlı bir heyecan yaratabiliyor içimde.
Çeşitli nedenlerden ötürü evim, başta kuzenim Tara olmak üzere birçok kişinin gelip gittiği trafiği bol bir yerdir. Tara, çocukluğundan beri annesinin zulmünden bir türlü kurtulamadı. Hiç bir allahın günü ayık olmayı başaramayan annesi, bu zavallı kızın hayatını nasıl berbat ettiğini bile farkedemeyecek derecede bağımlı. Tanrı biliyor ya en azından evimi açarak yardımcı olmaya çalışsam da pek bir fark yaratamıyorum..
Herneyse, bu sabah her zamanki gibi kendi özel işlerimle ilgilenirken, kapının çalındığını duydum. Çalışırken rahatsız edilmekten pek hoşlanmadığım için hışımla gidip açtım kapıyı. Tam küfürü basacaktım ki ne göreyim. Jason çıtırı kapımın önünde! Sıkılgan ve mahçup bir hali vardı. İçeri girip de derdini anlattığında pek eğlendim. Bu çocuğun aklı fikri sürekli ama sürekli pantolunun içinde. Benden ne istese beğenirsiniz? Viagra! Pek çok kişinin bildiği gibi Merlotte’s paramı kazandığım tek yer değil. Bunun dışında türlü ihtiyaçları karşılayacak türlü çözümler sunabiliyorum. Ama Viagra?! Eczaneden de pekala edinilebilecek birşeyi ne demeye satayım ki ben? Yine de onu yüzüstü bırakmak istemediğim için, işini fevkalade görecek başka birşey önerdim. Bu işin piyasası olduğunu öğrendiğimden beri, mevcut bağlantılarımı güçlendirerek vampir kanı ticaretine başladım. Yalnızca birkaç damlası bile Viagra’nın sağlayabileceğinin çok çok ötesinde bir etki yaratıyor. Bulması da hiç kolay olmadığından fiyatı gerçekten çok pahalı.
Jason, kendi durumundan epey endişe ettiği için (ve cebinde de yeterli para olmadığından) küçücük bir şişe satın alabilmek için websiteme koyacağım türden bir çekim yapma önerimi kabul etmek zorunda kaldı. Zavallıcık, daha önce böyle birşey yapmadığı için biraz utandı sanırım ama yüzünü tamamen saklayan maske ile ortama alışması pek de uzun sürmedi!
Bu çekimi henüz websiteme koymadım ama sizlerle paylaşabilirim sanırım. Bakalım sizin de hoşunuza gidecek mi ;)