Aralık 2, 2009

Vampirlerin vahşi, acımasız ve saldırgan oldukları inancı tüm insanlar arasında o denli yerleşmiş ki arada benim gibi diğerlerinden tamamen farklı bir vampir olabileceği gerçeğini kabullenmek istemiyorlar. Kabul ediyorum ki doğamız gereği insan kanı ile besleniyoruz, besleniyorduk – en azından sayımız günden güne artıyor. Bon Temps’a geldiğim günden beri bu algıyı kırmak için uğraşıyorum, ne kadar başarılı olduğum tartışılır tabi. Sookie ile yakınlığımız günden güne artarken, bu konudaki en büyük (ve tek) destekçim oldu. Bugüne kadar, o ya da bu sebepten hayatıma pek çok ölümlü girdi ama hiçbiri Sookie gibi işlemedi içime. Artık unuttuğum ne kadar duygu varsa, Sookie’nin gelişiyle beraber yeniden anımsıyorum.

Normal bir insan gibi davranabilmek oldukça zor aslında. Düşünün ki ne yemek yiyebiliyorum, Tru Blood dışında birşey içebiliyorum ne de gündüz gözüyle etrafta dolanabiliyorum. Sahip olduğum tek zaman havanın kararmasıyla başlıyor. Bu haliyle bile sosyalleşebilmek adına birşeyler yapmaya çabalıyorum. Bu anlamda Merlotte’s biçilmiş kaftan. Bon Temps halkının yeme ve özellikle de içme konusunda ne kadar hevesli olduğunu görseniz şaşarsınız. Ben de bu durumdan yararlanabilmek için olabildiğince çok gidiyorum bara. Herşeyden öte Sookie’yi görmek için bahane yaratmış oluyorum kendime.

Geçen akşam ise bir değişiklik yapıp evde başbaşa zaman geçirme planımız, benim hiç hesaba katmadığım misafirler yüzünden bozuldu. Arlene’nin çocuklarına bakması için Sookie’den yardım isterken benim de ortalıkta olabileceğim ihtimalini hiç düşünmemiş olacak ki beni gördüğünde eli ayağına dolaştı, yine de (sanırım ayıp olmasın diye) çocukları bize bırakıp Rene ile ayrıldı yanımızdan. Onlar gidince, ilk kez bir vampir görüyor olmanın ürkekliği ve heyecanı ile her hareketimi izleyen iki çift gözle eğlenceli dakikalar geçirdik. Her saniyesinde bırakıp gitmek zorunda kaldığım kendi çocuklarım geldi aklıma. Yaşayamadığım babalık duygusunu bu birkaç saate sığdırmaya çalıştım ben de.

Sookie ve çocuklar

Arlene ve Rene, beraberlerinde güzel bir haberle geldi. Sanıyorum ki dördüncü kocasına kavuşacak olan Arlene’in heyecanı her halinden belliydi. Sookie ile birlikte hiç anlamadığım kadınsal konularda planlar yapıp durdular. Rene ile ilgili içimdeki tuhaf tedirginliği göz ardı etmeye çalışarak izledim evin içindeki coşkuyu. Ancak hislerim beni bugüne kadar hiç yanıltmadı..

Arlene ve Rene

 
Kasım 30, 2009

Son günlerde kafam sürekli meşgul olduğu için olsa gerek normalde son derece dikkat ettiğim şeylerde özensiz davranmaya başladım. Böyle giderse kendimi el vermem an meselesi! Terry, bu sabah ormanda çırılçıplak koşan bir adam gördüğünü söylediğinde neredeyse nefesim kesildi. Adamın bana benzediği konusunda ısrarcı davransa da konuyu bir şekilde değiştirmeyi başardım. Daha dikkatli olmam gerekiyor! Bir sonraki kişi Terry gibi kolay atlatabileceğim biri olmayabilir. Ve açıkçası yıllardır sakladığım sırrı alelade insanların öğrenmesini hiç ama hiç istemiyorum.

Terry Bellefleur

Diğer yandan kasabada çıkan yangın ve yangında bulunan dört cesetin dördünün de vampirlere ait olduğunu öğrendiğimde şansım dönüyor sanmıştım. Ne de olsa geçen akşamki baskın sonrasında o dört vampirin kim olacağı apaçık çıkmıştı ortaya. Gün boyu Sookie’yi nasıl teselli ederim ve böylece yeni bir şans nasıl elde ederim diye düşünüp dururken, Sookie’yi çocuklar gibi şen karşımda görünce allak bullak oldum. Anlaşılan Bill paçayı bir kez daha kurtarmış. Lanet olsun ya! Ne şanssız adamım ben böyle! Ne zaman kurtulucam şu vampirden, gerçekten bıktım artık.

 
Kasım 26, 2009

Şu hayat bana mutluluğu çok görüyor bunu anladım. Ne zaman güzel birşeyler olsa hemen arkasından herşeyi paramparça eden korkunç şeyler yaşıyorum. Daha düne kadar Bill ile hayatımın en güzel anlarını yaşadım ve sırf bu yüzden başta Sam olmak üzere pek insanın hışımına uğradım. Biliyorum Gran öldü, pek çok cinayet işlendi ama ben ne olursa olsun bunun gerisinde vampirlerin, en azından Bill’in olmadığını savunup durdum. Diyorum ya ne zaman mutluluğu yakaladığımı düşünsem hayat bir tokat gibi çarpıyor yüzüme. Malcom ve Diane’in Merlotte’s baskını, Bill’in gelmesi, ortalığın neredeyse savaş alanına dönmesi ve Bill’in o iğrenç vampir sürüsüyle gidişi. Baskın sonrasında bardaki bir grup, vampirlerin peşine düşmekle ve onları avlamakla ilgili konuşmaya başladı. Duyduklarımı telaşla Sam’e anlattım ama tabi ki ne o ne de bir başkası yardım etmeyi dahi düşünmediler.

Bütün geceyi Bill’in evinde onu bekleyerek geçirdim. Hiç gelmedi.. Sabah, tüm bu bekleyişimin boşuna olduğunun habercisi siren seslerine uyandım.. Renard Mahallesi’ne vardığımda gördüğüm manzara korkunçtu. Tamamen yanmış bir ev ve evden çıkarılan 4 ceset. Şerif, kapkara tabutlar içinde yatanlarının hepsinin vampir olduğunu söylediğinde hayat benim için tamamen durdu..

Yangın

 
Kasım 26, 2009

İster inanın ister inanmayın hayatımın en muhteşem günlerini yaşıyorum! Kendimi bu kadar canlı ve bu kadar dinç hissettiğim başka hiç bir dönem olmadı. Bütün algılarım açık hayatı içime çekiyorum resmen. Müthiş! Daha da müthişini söyliyim – Amy! Adını sayıklamaktan vazgeçmeyeceğim tek kadın. Muhteşem kadın. Böylesini inanın bana daha önce asla görmemişsinizdir.

Amy Burley

Hayat insana çok acayip şanslar sunuyor bazen. Amy ile tanışmam da tamamen bir tesadüftü. Kahrolası Lafayatte beni o gece kapı dışarı etmeseydi, büyük ihtimalle Fangtasia’ya gitmeyecektim. Fangtasia’yı biliyorsunuz? Şu vampirlerin takıldığı, kapısında insanın tüylerini ürpetecek derecede korkutucu, bir o kadar da seksi fıstığın durduğu bar. Herneyse, biraz vampir kanı bulurum ümidiyle gitmek zorunda kaldım aslında. Bu işin en boktan yanı içmediğin zamanlarda kendini bok gibi hissediyor olman. Ben de en boktan halimle gittiğim barda sağa sola bakınıp bu işi nasıl kotaracağımı düşünürken karşılaştım Amy ile. Karşılaşmaktan ziyade kıçımı kurtardı desek daha doğru tabi. Neden orada olduğumu belli etmeme ramak kala tutup yakaladı beni. O günden beri de bırakmadı hiç. Henüz yeni tanışmanıza rağmen sanki çok uzun süredir tanıdığınızı hissettiğiniz biri oldu mu hiç hayatınızda? Benim olmamıştı, Amy’i bulana kadar. Şimdi hayat daha önce hiç olmadığı kadar anlamlı geliyor. Görülen o ki aradığım herşeyi buldum sanırım. Yani “herşeyi“!..

 
Kasım 23, 2009

Yufka yürekli salağın tekiyim ben. Ne kadar huysuz ve aksi olsam da bir yanım hayatımı bunca yıl cehenneme çevirmiş olan anneme dahi kıyamayacak kadar yumuşak galiba. Öfkelenmekten kendimi alamıyorum ama yine dönüp dolaşıp yanıbaşında buluyorum kendimi. Kimbilir belki de çaresizliği, yalnızlığı dokunuyor bana. Neticede karşıma “içimde şeytan var” diyerek çıktığı gün, onu bir daha asla dinlememeye yemin etmiştim ama günün sonunda eve dönüp onu kanepenin üzerinde öylece yatarken görünce dayanamayıp kıvrılıverdim yanına. Belki yanında olursam onu bu lanet olası bağımlılığın elinden kurtarabilirmişim gibi hissettim.

Her zamanki gibi yanılmışım. Bankadan arayıp da annemin problem çıkardığını öğrendiğimde beynimden vurulmuşa döndüm. Gördüğüm manzara utanç vericiydi. Nasıl bu hala gelebildi annem, nasıl bu kadar küçük düşürebildi kendini biliyorum.. Tek bildiğim çok çaresiz ve acı içinde görünmesiydi ve sanırım o noktada ona yardım etmeyi seçmekten başka çarem yoktu. Çok saçma olduğunu, şeytan diye birşey olmadığını biliyorum! Ama o benim annem lanet olsun! İnanmasam da ona yardım etmek zorundaydım.

İşte böylece gecenin karanlığında ormanın içinde yürüyüp sözüm ona şeytan çıkarma ayini için Bayan Jeanette’i bulmaya gittik. Yolda ne kadar ürperdiğimi anlatamam. Pek çok kez bu işin çok saçma olduğu düşüncesiyle vazgeçmek istedim ama annemi hiç bu kadar kararlı görmemiştim. Derme çatma bir karavana vardığımızda geri dönüşü olmayan bir yola girer gibi hissettim yine de sesimi çıkarmadım. Bayan Jeanette, annemin üzerine taşlar dizerken ben de bir köşede bir an önce gitsek diye huzursuzlanıp durdum. Fakat sonra o kadar tuhaf, korkutucu şeyler olmaya başladı ki birkaç kez diklensem de sonunda epeyce tedirgin olmuş bir şekilde olduğum yere sinip kaldım.

Bayan Jeanette

 
Kasım 23, 2009

Kasabada hayat tahminim ötesinde bir hızla devam ediyor. Geri dönüşümün üzerinden henüz birkaç ay geçmesine rağmen şu son dönemde yaşadıklarım, bana bir zamanlar insan olduğumu anımsatıyor sürekli. Özellikle bazı hisleri, en azından hissedebilmeyi unuttuğumu sandığım anda hayatıma girdi Sookie. Biliyorum, ben artık insan değilim. Benliğimin büyük bir parçası, her ne kadar toplumla yaşamayı öğrenmeye alışıyor olsam da vampirliğin getirdiği acımasızlıkla dolu. Yine de şanslı sayılırım çünkü pek çoklarının aksine bendeki bu zarar verme güdüsünü büyük ölçüde kontrol altına alabildim. Şimdilerde benim için anlamı giderek artan bu genç kadının ekseninde dönüyor hayatım ve kimilerine garip gelse de bu durumdan hiç şikayetçi değilim. Açıkçası kimin ne düşündüğü de zerre kadar umrumda değil. Bir tek onun zarar görmesine dayanamayacağımı biliyorum ve işte hep bu anlarda büyük bir güçle ortaya çıkıyor içimdeki şiddet. Tıpkı geçen gece olduğu gibi.. Küçük bir kızken başına gelenleri anlatırkenki kırıganlığı, bundan sonra ne olursa olsun onu her daim korumam gerektiği duygusunu bir kez daha yaşamama sebep oldu. Bizleri vahşilikle, acımasızlıkla, kötülükle suçlayan insanların asıl kendilerinin ne denli şeytani olabildiğini çok iyi biliyorum ben. Ve hiçbir kötülüğün karşılıksız kalmaması gerektiğine inanıyorum.

Barlett

Bunun bedeli bir can almak olsa da, hiç farketmez, zaten yaşamayı haketmeyen bir canı aldım ben.

 
Kasım 22, 2009

Şu hayatta beni deli eden tek şey var; o da işime konsantre olmuşken rahatsız edilmek. Yarı çıplak kameranın önüne geçmiş para kazanmaya çalışırken karşımda Jason’ı görünce tepem nasıl attı bilemezsiniz. Yok bu herif akıllanmayacak besbelli! Söylediklerime kulak asmayıp hastanelik oluşunu, çektiği onca acıyı ve kapıma dikilip benden hesap soruşunu bir yana bırakıyorum, biraz oyalansın diye verdiğim bütün kanı da bir çırpıda içip bitirmiş yine. Ağzını kapalı da tutamıyor ki yardım edeyim.

Bu işlerin ne denli tehlikeli olduğunu söylememe gerek bile yok. Yakalanırsam – ki burada Amerikan yasalarından bahsetmiyorum – beni perişan ederler. Kanımın son damlasına kadar içerler ve geriye bir tek kemiklerim kalır! Bu yüzden alırken de satarken de son derece dikkatli davranıyorum ve Jason çenesini tutamayan sersem bir herifin beni riske atmasına izin veremem. Umarım dersini almıştır da beni bir daha rahatsız etmez.

 
Kasım 20, 2009

Çektiğim onca acıdan sonra kendi kendime yemin etmiştim bir daha vampir kanı işine bulaşmamak için. Bunu biliyorum ama Lafayette’in de yönlendirmesiyle bir kez daha denedim, sadece bir kaç damla. Ve o bir kaç damla beni bu güne kadar farkında olmadığım bir dünyanın içine çekiverdi. Öyle bir deneyimdi ki bunu kelimelerle anlatamam bile! Tüm dünyayı her bir zerresine kadar hissettim. Yoğun ve koyu bir duyu yüküydü sanki. Herkesi ve herşeyi sevmeye başlıyorsunuz. Ve bu sevgi “her” anlamıyla kendini gösteriyor ;)

İşte bu yüzden arka arkaya ama azar azar içmeye başladım bu mereti. Ta ki Gran ölene kadar.. Ne kadar boktan, ne kadar korkunç bir hafta geçirdiğimi tahmin bile edemezsiniz. Salak gibi elimdeki son damlayı da bütün sinirimle arabadan dışarı fırlatınca farkettim ki vampir kanı içmediğim anlarda büyük bir korku kaplıyor içimi. Tüm o mutluluk ve huzur verici his yerine korkunç bir çaresizliğe bırakıyor. Adına bağımlılık diyin ne derseniz diyin ama mutlaka ama mutlaka birkaç damla da olsun yeniden içmek zorunda olduğumu hissediyorum. Bunun için de gidebileceğim tek isim var: Lafayette. Geçen sefer bana yardım etmişti, bu defa da eder heralde.

 
Kasım 16, 2009

Şu hayatta bana kendi öz annemden daha fazla annelik etmiş tek insandı Gran.. Ölümü bir şaka gibi, hala inanmakta zorlanıyorum. Eve kapanıp sadece ağlamak istesem de Sookie’yi yalnız bırakamazdım. Tüm gücümü toplayıp olabildiğince yanında olmaya çalıştım ama zavallıcık delirmiş gibiydi. Abuk subuk yiyeceklerle başsağlığı için eve doluşan tüm o kaçıklar kimbilir neler düşündü de delirttiler kızı. Allahtan yanımızda Lafayette de vardı da apar topar odasına çıkardık. Bir turta uğruna insanların üzerine saldıracaktı neredeyse.. Gran’in yaptığı son turta..

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, bu en zor gününde, hayattaki tek dayanağı kendi öz kardeşi de uzun süre görünmedi ortalıkta. Ta ki bir hışımla odaya girip Sookie’nin suratının ortasına bir tane patlatana kadar. Tanrım! O an nasıl öfkeye kapıldığımı anlatamam! Oracıkta parçalamak istedim Jason’ı. Bir insan kendi kardeşine böylesi bir günde bunu nasıl yapar. Biliyor, Bill ile görüştüğü için suçluyor onu ama bu kadarı da fazla. Var gücümle üzerine yürüyüp Jason’ı göndermeyi başardıktan sonra baktığımda Sookie’nin hali perişandı.. Lafayette’in tüm ısrarına rağmen direnip de içmediği Valium’u usulcacık alıp yuttu. Keşke, keşke onun için yapabileceğim birşey olabilseydi. Daha önce de söylediğim gibi, Sookie benim için kendi ailemden bile daha değerli..

Lafayette ve Sookie

Cenaze töreni ise benim için tam bir rezaletti. Peder, konuşma yapması için Sookie’yi kürsüye davet ettiğinde ikinci bir kriz geleceğini tahmin etmeliydim. Ayakta zar zor duruyor olsa da metanetini korumaya çalıştığı belliydi ama ne olduysa – sanıyorum ki yine düşünceler – birden avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı, ben yerimden kalkıp yanına gidene kadar da koşup uzaklaştı.. Bu hale gelmesinin bir nedeni de uzun zamandır ailenin bir ferdi olmaktan çıkan amcasının, bir şekilde törene katılmış olması olabilir diye düşündüm.

Tara Thornton

İşte ben tüm bu düşüncelerle ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, kürsüde annemi gördüğümde donup kaldım. Bu kadın beni delirtecek yemin ederim! Ne demeye, hangi yüzüle, hangi sıfatla çıkıp da konuşmaya karar verdi biliyorum ama bu davranışının nedenini öğrenmem çok da uzun sürmedi. Törenden sonra yanıma gelip de içine giren şeytandan bahsetmeye başlayınca sinirlerime hakim olamadım, o ana kadar kendimi tutmaktan acıyan kaslarım birden gevşeyiverdi ve kahkahalara boğuldum. Buna bir bakıma sinir krizi demek de mümkün! Herneyse, anneme göre İçine giren şeytan, bunca yıldır bana çektirdiği eziyetin tek sorumlusuymuş. O yüzden de ondan kurtulması gerekiyormuş, bunun için de para lazımmış. Tanrım! Bir insanı sömürmek ancak bu kadar olur.. Sen her gece alkolün etkisiyle sızıp kal, kendi kızının hayatını mahvet, sonra da içime şeytan girdi de! Arkama bile bakmadan basıp gittim yanından. Değil sesini yüzünü bile görmek istemiyorum bu kadının! Lanet olsun..

 
Kasım 10, 2009

Bugün Gran öleli iki gün doluyor.. Annem ve babam öldüğünden beri Gran benim bütün hayatım oldu. Onsuz bir hayat nasıl geçecek hiç bilmiyorum. Arkadaşlarım dahil neredeyse evde kalmamamı söylüyor, oysa burası olabileceğim en güvenli yer. Üstelik her köşesi hatıralarla dolu bu evi, bir pislik uğruna bırakacak değilim!

Bon Temps mezarlığı

İnsanlar beni suçluyor biliyorum.. Kendi öz kardeşim bile bana sırtını dönebildikten sonra diğerleri neden farklı olsun ki! Gran yerine benim ölmemi yeğleyeninden tutun, Bill ile görüştüğüm için suçlayanlar, tüm olan bitenden beni sorumlu tutanlar ve daha niceleri. Düşüncelerini duyabildiğimden haberli ya da habersiz, onlar için farketmiyor. O kadar acımasızlar ki, gece boyunca bir kenara yazdığım üç beş satırı, zar zor ayakta durduğum cenazede okurken bile ara vermediler. Öyle bir an geldi ki hepsinden, tüm dünyadan nefret ettim. Olabildiğince uzağa kaçıp gitmek istedim. Tek yapabildiğim mezarlıkta dolanmak oldu. Akşamüstü eve döndüğümde kendimi tüm gece ve tüm gün boyunca ne kadar tuttuğumu farkettim. Masanın başına çözüp, Gran’den geriye kalan tek şeyi, turtayı yerken daha fazla direnemedim.

granpie

Bir tek Bill’in varlığı ile biraz olsun sakinleşiyorum. Bir tek onun yanındaki sessizlik huzur veriyor bana. Ve biliyorum ki, direnmemin bir anlamı yok. Onu seviyorum..

 
Kullanım Koşulları