Ekim 16, 2009

Bu boktan kasabanın boktan işlerinde çalışmaktan çok sıkıldım artık. Herkes gibi ben de para kazanmak zorundayım ama insanların aptallıklarına hiç katlanamıyorum. Geçen akşam mağazaya gelen şişko ve çirkin bir müşteri, adını bile bilmediği bir ürün için vıdı vıdı etmeye başladığında daha fazla dayanamadım ve istifayı basıp çıktım. Böyle ani kararlar vermenin iyi olmadığının farkındayım, ama içimde bir anda kabaran öfkeye mani olamıyorum. Her neyse, mağazadan çıkınca biraz kafamı dağıtmak için Sookie’nin yanına uğrayayım dedim. Sookie, çocukluğumdan beri benim en yakın arkadaşım. Neredeyse tüm hayatım, kendi evimden ziyade onun büyükannesi ile birlikte yaşadığı evde geçti. Bu yüzden benim için çok değerli olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Merlotte’s bara vardığımda Sookie her zamanki gibi masadan masaya koşturuyordu. Ben de kendime bir margarita söyleyip biraz olsun rahatlamaya çalıştım. Sookie vakit buldukça yanıma uğruyor bir yandan da Sam ile sohbet ediyordu. Bu arada, her fırsatta yüzüne vursam da Sookie, Sam’in ona çılgınca aşık olduğunu bir türlü kabullenmek istemiyor. İşin komiği, Sam dahil hepimizi onun taa çocukluğundan beri sahip olduğu şu düşünce okuma yeteneğini biliyoruz. Buna rağmen konuyu her zaman bir şekilde geçiştirmeyi başarıyor. Aslına bakarsanız bu durumdan en fazla tırsan benim.. Çünkü kendimi bildim bileli, Jason’a, yani Sookie’nin kardeşine karşı mani olamadığım bir ilgim var. Onu gördüğümde, normalde ne denli huysuz olsam da bir anda yumuşuyorum ve eminim o an aklımdan geçenleri anlamak için bir insan düşünce okumak gibi bir yeteneği olmasına gerek bile yoktur!

Neyse.. Sookie ve Sam ile laflarken içeri garip görünümlü ve oldukça beyaz tenli bir adam girdi. Sookie birden büyük bir heyecana kapılıp, adamın bir vampir olduğunu söyledi ve ben daha ağzımı dahi açamadan koşup gitti. Neymiş, iki yıldır bu anı bekliyormuş! Beni bazen çileden çıkarıyor bu kız. Söz konusu bir vampir ise olabildiğince uzak durmak gerek. Son zamanlarda sağda solda vampirlerle seks yaptıktan sonra ortadan kaybolan insanların haberlerini duyuyorum. Düşüncesi bile tüyler ürperticiyken bu kızın bu kadar korkusuzca davranması sinirlerimi bozuyor. Tru Blood sayesinde artık güvendeymişiz. Sen onu benim külahıma anlat! Adamlar yüzlerce yıldır kanımızla beslendikten sonra sentetik kanı tercih ederler mi hiç?

 
Ekim 14, 2009

Nadir de olsa şans benim de yüzüme gülüyor sanırım. Daha düne kadar herşey gayet sıradan ilerlerken, sanki Tanrı bütün sıkıntımı duymuş da cevap vermiş gibi olabilecek en heyecan verici şeyi gönderdi! Bir vampir :) İnanabiliyor musunuz? Burada, Bon Temps’da! Ne yalan söyleyeyim tam iki yıldır, yani AVL’nin desteği ile tabutlarından çıktıkları günden beri bu anı bekliyordum.

Birkaç gece önce, etraftaki tüm seslere kulağımı tıkamaya gayret ederek çalışıyordum. Her zamankinin aksine sanki daha da güçlü duyuyordum herkesi. Halimi düşünün. Bu da yetmezmiş gibi kasabanın lanet çifti Rattrayler gelmez mi. Üstelik de benim bölümüme. Herneyse, servisi yaptıktan sonra barda Tara ile birlikte laflıyorduk ki.. O anı unutmam mümkün değil. İçeri girdiği anda anladım; o bir vampirdi. Yavaşça ilerleyip masaya oturdu. Başka türlü bir büyüydü sanki. Sam ve Tara çok tedirgin oldular biliyorum ama kendime engel olamadım. Siparişini alma bahanesiyle koşarak yanına gittim. Hayatımda ilk kez bir vampiri bu kadar yakından görme şansım oldu. Gerçekten çok tuhaf, kelimelerle anlatamayacağım bir çekimi vardı..

Bundan sonra olanlara ise asla inanmayacaksınız. Hangi ara başardılar bilmiyorum ama Denise Rattray ve kocası hemen ilişiverdiler masasına. Tekrar sipariş almak için yanlarına gittiğimde korkunç planlarını duydum. Onu kaçırıp, kanını alacaklardı. Vampir kanı son dönemde insanlar arasında uyuşturucu gibi satılıp duruyor. İnanılmaz pahalıya satıldığını da duymuştum. Herneyse, bu korkunç planı duyar duymaz Sam ve Tara’dan yardım istedim ama beni dinlemediler bile. Zaten arkamı dönüp baktığımda vampir de Rattrayler de çoktan gitmişti. Olabildiğince hızlı koşup çıktım bardan. Gecenin karanlığında nereye gittiler göremedim ama sesleri duyabiliyor oluşum işime yaradı bu kez. Öylece yerde uzanıyordu ve tüm kanı çekiliyordu. Korkunç bir görüntüydü. Nasıl başardım bilemiyorum ama Mack’i etkisiz hale getirmeyi başardım. Böylece Denise de daha fazla direnemedi, basıp gittiler.

Neyse tüm bunlar anlamsız çünkü önemli olan şu; Bon Temps’da bir vampir var artık! Bill, evet adı bu! ne acayip değil mi? :) Daha da önemlisi, aklından geçenleri okuyamıyorum! Bundan daha güzel, daha huzurlu ne olabilir ki..

Eve gelir gelmez büyükanneme ondan bahsettim, o da en az benim kadar heyecanlandı. Vampirlerin ne kadar uzun yaşadıklarını biliyorsunuzdur. Büyükanneme göre Bill kasabanın en eskilerini dahi tanıyor olmalıymış. Sırf bu yüzden onunla tanışmak istediğini biliyorum. Bir daha ne zaman karşılaşacağız emin değilim ama onu gördüğüm ilk fırsatta evimize davet edeceğim. Kabul eder mi acaba? Tanrım lütfen kabul etsin! Hayatımda hiç bu kadar heyecanlanmamıştım.. :)

 
Ekim 12, 2009

Hiç anlamıyorum.. Nerede hata ediyorum gerçekten hiç anlamıyorum. Kaç yıldır neredeyse her gün, ona karşı hisettiğim herşeyi anlatma kararıyla gidiyorum bara ama her seferinde geri tepiyor. Hislerimi satır aralarına sıkıştırmaya çalıştığım tuhaf cümleler kurarken buluyorum kendimi. Derdimi anlatamadığım gibi yanındayken çok fazla düşünmemeye çalışıyorum çünkü aklımdan geçenleri kesinlikle okuyor, biliyorum. Ama bazen de sanki özellikle duymamayı tercih ediyor gibi hissediyorum. Lanet olsun. Neden cesaret edemiyorum!?

Geçen akşam, nereden geldiğini anlamadığım o tuhaf görünümlü adam barın kapısından içeriye girip de yerine oturduğunda Sookie’nin yüzünde daha önce hiç görmediğim huzurlu ve bir o kadar da heyecan dolu bir gülümseme yakaladım. Adamın vampir olduğundan emindi ve bu durum onu resmen heyecanlandırdı. Vampirlerin de bizlerle aynı haklara sahip olması gerektiğine ve aynı ortamda yaşayabileceğimize inanıyor olsam da Sookie’nin belaya bulaşmasını istemiyorum. Onun zarar görmemesi için elimden geleni yapacağımdan kimsenin şüphesi olmasın. Ama o, beni her zamanki gibi dinlememekte ısrarcı. Nitekim tüm ikazlarıma rağmen, Rattray çiftinin vampiri kaçıracağı gibi çılgınca bir fikre kapılarak, hiç tanımadığı bu adamın peşinden koştu gitti. Rattray çifti, kasabanın en belalı çifti, Tanrım, kesinlikle uzak durulması gereken iğrenç bir çift!

Herneyse, birkaç gün önce yine tüm cesaretimi toplayıp Sookie’yi biraz konuşmak için odama çağırdım. Konu bir şekilde onun insanların düşüncelerini  okuyabiliyor oluşuna geldi, ve bam! Vampirlerin düşüncelerini okuyamadığını söyledi. Eminim sırf bu yüzden; yani hayatı boyunca sahip olamadığı sessizlik ve huzurdan ötürü o vampirle geçireceği birkaç dakika bile değerli onun için. Benim düşüncelerimi ise okuyabildiği halde duymamazlığa geliyor, en azından böyle söyledi.. Ama olsun, benim için vazgeçmek yok! Benim barımda çalışmaya devam ettiği sürece, mümkün olduğunca yanında olup hislerimi hissetmesini sağlayacağım. Evet, bunu yapacağım!

 
Ekim 12, 2009

Son birkaç haftadır Bon Temps’da inanılmaz bir hareketlilik yaşanıyor. Baton Rouge’daki şiddet olaylarının ardından, bu küçük ve sessiz kasabanın bana iyi geleceğini düşünmüştüm. En azından bu bölgede de bizlerden birilerinin olabileceğini pek ihtimal vermemiştim. Ancak şu an herkes geçen hafta Merlotte’s barda yaşanan olayları konuşuyor. Duyduğuma göre, iki yıllık sürenin ardından bu bölgenin ilk vampiri ortaya çıkmış. Kendi gözlerimle görmedim, ve kendi gözlerimle görmediğim şeylere inanmak konusunda – özellikle de işin içinde insan faktörü varsa – hep çekimser olmuşumdur.

Kasaba halkı dedikoduya epey meraklı olduğundan, istisnasız herkes bu yeni vampir ile Merlotte’s barın şirin garsonu Sookie arasındaki yakınlaşmadan bahsediyor. Vampirlerin varlığını kabul etseler bile etrafta hiç vampir görmedikleri için, insanların ne denli şaşırdığını (ve bir o kadar da tedirgin olduğunu) tahmin etmek hiç zor değil.. Yine de, bana göre umut verici bu gelişmenin özellikle Sookie gibi genç bir kıza zarar vermesinden korkuyorum. Birlikte yaşamayı öğrenmeye çalışsak bile hem bizler, hem de insanlar arasında durumu hala kabullenmeye yanaşmayan, şiddet eğilimli önemli bir kesim var. Beni korkutan bu gerçekle yüzleşmemeyi umuyorum.

Vampir dedikodusunu atlatamadan Bon Temps, birkaç gün önce Maudette Pickens cinayeti ile bir kez daha sarsıldı. Cinayeti kimin işlediği henüz ortaya çıkmasa da Şerif Dearborne ve ekürisi dedektif Bellefleur’un Sookie’nin erkek kardeşi Jason Stackhouse’dan şüphelendiği ve sorgu için merkeze götürdüğünü duydum. Ancak bu işi o safcana oğlanın yapmadığından neredeyse eminim. Bon Temps’a geldiğim günden beri uzaktan da olsa insanları izliyorum, ve Jason tüm azgınlığı ve hovardalığına rağmen cinayet işleyebilecek bir insan çağrışımı yaratmadı bende. İnanın 400 yıl gibi bir süre yaşadığınızda insanları bakışlarından bile tanıyabiliyorsunuz!

İçimden bir ses, sırf beladan uzak durmak için geldiğim bu kasabada aslında belanın tam ortasına düştüğümü söylüyor. Olayların kaynağının adının Bill olduğunu duyduğum vampir ile ilgisi olduğunu düşünüyor bu yüzden de onunla bir an önce tanışmam gerekiyor. Bunun için, kimliğimi belli etmeden Merlotte’s bara gitmeyi planlıyorum. Ancak öncesinde Pickens cinayetini biraz kurcalamam gerekiyor.

 
Ekim 7, 2009

Kahretsin! Sanırım gerçekten kötü birşey yaptım. Ama hayır, yapmış olamam. Yapmış olabilir miyim?? Lanet olsun! Bütün gün inşaat işleriyle uğraştıktan sonra biraz eğlenmek istedim sadece..

Bu arada, ismim Jason. Jason Stackhouse. Bon Temps’da doğup büyüdüm. Son birkaç yıldır, ailemin ölümünden sonra bize kalan evde yaşıyorum ve geçimimi sağlamak için de belediyenin inşaat işleriyle uğraşıyorum. Bu sıkıcı şehirde, Merlotte’s dışında güzel zaman geçirebileceğiniz pek fazla yer yok. Ben de, kasabanın sayıları pek de fazla olmayan güzel bayanları ile takıldığım zamanlar dışında evde televizyon karşısında bira içmeyi seviyorum.

Dün akşam da birkaç şişe bira sonrasında Maudette Pickens’ı ziyarete gittim. Maudette.. Liseden beri tanıyorum onu ve Tanrı şahit ya gerçekten müthiş bir vücudu var.. Her neyse, gayet güzel takılırken daha önceden farketmediğim birşeyi gördüm. İlk başta anlam veremedim, zaten Maudette de konuyu değiştirmeye çalıştı. Ama bariz bir şekilde vampir ısırığıydı gördüklerim! Daha sonra kendi de itiraf etti zaten. Bunu, yani vampirin kendisini ısırmasına izin vermesini, para karşılığı yaptığını söyledi. Tam 1.000 dolar! İnanabiliyor musunuz! Sonra da o korkunç videoyu izletti bana. Keşke izlemeseydim.. O dişleri ve tüylerimi diken diken eden gözleri unutmam mümkün değil..

Ne olduysa sonrasında oldu zaten. Kendimi çok fazla kaptırdım sanırım.. Bilmiyorum. Bu sabah büyükannem haberini verdi. Maudette ölmüş! Daha doğrusu boğularak öldürülmüş. Öğleden sonra şerif Dearborne ve dedektif Bellefleur beni resmen sorguya çekti. “Maudette’i tanıyor musun?”, “İlişkinizin boyutu nedir?” Tanrım! Durumu çaktırmamak için elimden geleni yaptım. Ne var ki dün gece onun evinde olup olmadığımı sorduğunda daha fazla saklamamın olanağı kalmamıştı. Acaba nereden biliyorlar diye düşünürken dedektif durumu açıkladı. Maudette tüm geceyi benden gizli videoya çekmiş..

Bu geceyi gözaltında geçireceğim.. Tanrım, bunu ben yapmış olamam. Olamam!!

 
Ekim 5, 2009

Adım Sookie Stackhouse. Çocukluğumdan beri burada, Bon Temps’da yaşıyorum. Bu küçük kasabanın sakinliğini, yeşilliğini ve bitmez tükenmez bir dedikodu gücüne sahip olsalar bile insanlarını seviyorum. Sadece bazen, büyük şehir hayatının nasıl olabileceğini hayal ediyorum. Herşeyin durağan ve sıradan olduğu bu kasaba dışında var olan renkli bir hayat var ve ben kendimi kimi zaman tüm bu tekdüzelik içinde sıkışmış gibi hissediyorum. Yine de çok şikayetçi değilim. Annem ve babam ben 7 yaşındayken öldüğünden beri bana ve ağabeyim Jason’a, büyükannem bakıyor. Jason çoğu zaman bizimle birlikte kalmasa da büyükannem ile  yaşadığımız bu gösterişsiz ve eski evin, benim için değerini kelimelerle anlatmam mümkün değil..

Evimiz

Liseden mezun olduktan sonra, büyük şehir hayallerimin son bulmasıyla beraber Sam’in restoran & barında çalışmaya başladım. Sam’in kendi soyadını verdiği Merlotte’s, içki içmeyi çok seven kasaba halkının en uğrak yeri. Geceleri saat 1.30′a kadar süren mesaim boyunca neredeyse hiç oturmuyorum.

Merlotte's

Ama bu bana iyi geliyor. Hem kendi düşüncelerimden uzaklaşabiliyorum, hem de insanların düşüncelerinden.. Çocukluğumdan beri, bu sesler hiç durmadı. Etrafımdaki herkesin ne düşündüğünü kendi kafam içinde duyuyorum ve inanın bu çok yorucu birşey. Kimi geceler, bir yandan işimi yapmak için koşturuken bir yandan da tüm bu sesleri engellemeye çalıştığım için neredeyse bitkin düşüyorum. Ne yazık ki bunu durdurmanın bir yolu yok. Ne kadar uğraşsam da insanların düşüncelerini duymamayı başaramıyorum.
Oysa tek istediğim normal olmak. Normal insanlar gibi bu sesleri duymamak. Hayatımın her evresinde, bu garip yetenek yüzünden mutsuz oldum. Genç kızlık dönemimde asla istediğim gibi bir ilişki yaşayamadım çünkü benimle beraberken erkeklerin kafasından geçen tek şey seks oluyor. Ve ben bunu biliyorum!

Tanrım, gerçekten artık bu sesleri duymak istemiyorum. Birkaç dakikalığına da olsa sessizlik istiyorum. Bunu başarabildiğim an ne kadar mutlu olacağımı tahmin bile edemezsiniz.

Herneyse, akşamki mesaime epey vakit var. O zamana kadar bahçede biraz güneşlenip güneşin tadını çıkarmak istiyorum. Belki de bugün şanslı günümdür ve kimbilir belki de bu durağan kasabaya biraz hareket gelir :)

 
Eylül 28, 2009

Yarım yüzyıllık ayrılık, hava alanından çıkmamla beraber birkaç dakika önce son buldu. Geceyi geçireceğim otele doğru ilerlerken etraftaki yenilikleri inceliyorum. Aradan geçen onca yıl, şehrin tüm çehresini değiştirmiş olsa da birşeyler hala tanıdık geliyor bana. Amerika’da olmasına rağmen bölgenin önemli bir kısmında geçerli olan Fransız aksanı, kendimi ekseriyetle Kanada’ya gelmişim gibi hissetmeme neden oluyor.

İsmini Fransa kralı XIV Louis’ten alan Louisiana eyaletinde 16. yüzyıldan bu yana neredeyse 10 farklı ülke hüküm sürdü. Bölge, özellikle Mississippi Nehri’nin ticari ve askeri önemi nedeniyle büyük değer taşıyordu. 1803 yılında eyaletinin tamamı Amerika Birleşik Devletleri’ne satıldı. Geçmişte olduğu gibi bugün de Louisiana önemli bir ticaret merkez olma özelliğini koruyor. Şeker ve pamuk üretimine izin veren bereketli topraklarıyla Louisiana, bugün Amerika’nın en zengin bölgelerinden biri. Louisiana’ya ilk gelişim 1869 yılındaydı. İç savaş nedeniyle ekonominin bozulmuş, sıkıntılar başlamıştı. Aynı yıl keşfedilen sülfür kaynakları ve 1901’de petrol yataklarının bulunmasıyla beraber yepyeni bir ekonomik büyüme gerçekleşmişti. Bugünkü mal varlığımın bir kısmını o dönemde Louisiana’da olmaya borçluyum.

Louisiana

 
Eylül 23, 2009

Yüzyıllar boyunca insan ırkının en çok merak ettiği ve varlığını kabul etmekle inkar etmek arasında kaldığı en büyük sırlardan biri oldu vampirler. Şimdilerde, günlük yaşantınızın bir parçası gibi rahatça etrafta olsak bile, kendimizi korumak için varlığımızın bir efsane gibi algılanabilmesi için uzun süre gerçekten çok uğraştık. Oysa ki bizler, en az insan ırkı kadar varız bu dünyada.

Şu an yeryüzündeki en yaşlı vampirlerden biri ben olsam da vampirliğin doğuşu benden bile eskilere uzanıyor. Örneğin tarihteki ilk vampir mezarı İÖ 2000’de Mısır’da bulundu. O zamandan bu yana çeşitli dönemlerde, izlerimizi bulabilmenize izin verdik. Oysa insan ırkı, en az bizler kadar acımasız ve zalimdi. Özellikle Roma İmparatorluğu’nun ilk yıllarında, ordunun elit askerleri türümüzü bir türlü rahat bırakmıyordu. Önemli sayıda vampir, ordu tarafından yakalanarak katledildi. Bazılarımız ise esir alınarak, aslanlar, kaplanlar ve zırhlı Hristiyanlarla gece dövüşlerine bırakıldı. Bu dövüşlerin en sadık izleyicilerinden biri de İmparator Longinus’tu. Longinus’un biz vampirler arasındaki önemi bugün bile sürüyor; çünkü tarihimizdeki en eski vampirlerden olan Brittanicus tarafından ısırılarak Roma’nın ilk vampir imparatoru oldu. Onun varlığıyla bir dönem en azından askerlerin zulmünden uzak yaşayabilme imkanı bulmuş olduk.

Longinus

 
Kullanım Koşulları