Bon Temps nasıl bir cehenneme döndü bilmiyorum ama bu saçmalıktan tamamen kurtulma vakti geldi artık. İşler o kadar çığrından çıkmış bir halde ki artık Amy’i bile tanıyamaz oldum. Birkaç damla vampir kanı için neler yaptırdı bana! Daha dün sabah Eddie’yi serbest bırakabileceğimizi söylediğinde inanılmaz rahatlamıştım ama ben ne olduğunu anlayamadan koca kazığı vampirin kalbine sokup ortalığı kan gölüne çevirdi. Bu arada normalde bembeyaz tenleri dışında gayet sıradan gözükmelerine karşın vampirler ölürken korkunç görünüyorlar..

Vampir de olsa Amy’nin birini öldürebildiğini görmek korkunçtu. Bütün gece pisliği temizlemekle uğraştık. Berbat!! Sabah kalktığımda Amy mutfakta hala Eddie’den arta kalanlarla uğraşıyordu… O kadar kızgındım ki çekmeceye sakladığım Tru Blood şişeleri de dahil evde Eddie’den kalan ne var ne yok herşeyi fırlatıp attım çöpe. Sonra da basıp gittim zaten. Vampirlerle ilgili en ufak birşey istemiyorum artık hayatımdan. V de dahil! Bu bağımlılıktan kurtulamayacaksa Amy de defolup gidebilir!
Aklım karmakarışık bir halde bütün gün çalıştıktan sonra bizimkilerle konuşmaya karar verdim. Eddie olayından bahsetmedim elbette ama Amy’nin bağımlılığını filan anlattım. Rene de Hoyt da ona yardım etmem gerektiğini öğütleyip, kendime biraz gelmemi sağladılar. Bu akşam eve döndüğümde bu konuyu onunla konuşmalıyım sanırım, Amy beni çoktan terkedip gitmemişse tabi..
Her güzel şeyin bir sonu vardır değil mi? Benimki de aynen böyle bir durum. Amy ile v’nin etkisinde geçirdiğimiz muhteşem günler, elimizde tek bir damla bile kalmayınca ufaktan boka sarmaya başladı. Bunca zamandır Amy’i hiç bu kadar sabırsız, sinirli ve vahşi görmemiştim. Bağımlılık her vücutta farklı etki yaratıyor demek ki.. Lafayette’den bir iş çıkmayacağı için işimizi kendimiz görmeye karar verdik, daha doğrusu Amy verdi. Pusuya yatan kaplanlar gibi gözcülük yaptıktan sonra hiç tanımadığım bir herifi zorla kaçırdık. Kaçırmamız yetmiyormuş gibi benim evin bodrumuna getirdik. Nasıl bir belaya bulaştık hiç bilmiyorum ama bu adamı bu evden çıkarmamız lazım!
Esasında Eddie – adı buymuş – son derece sakin bir vampire benziyor. Bu noktada beni asıl korkutan Amy’nin vahşi tavırları. Kan ihtiyacımız olduğu doğru ama adama eziyet etmenin de bir anlamı yok bence. Tabi bu işin “bence”si. Gümüş zincirlerle kaplı kollarının ne kadar acı verdiğini görsem de bu konuda pek birşey yapamıyorum. O kadar güçsüz ve perişan göründü ki gözüme hiç olmazsa biraz karnı doysun diye birkaç şişe Tru Blood aldım ona. Amy’nin bundan haberi yok, duyarsa feci papaz oluruz orası kesin. Diğer yandan Eddie, sürekli konuşmaya çalışmasıyla canımı sıkıyor. Kadınım hakkında kötü konuşmasını istemiyorum, çünkü Amy’nin son dönemdeki halinin bağımlılığından kaynaklandığını çok iyi biliyorum.

Şu hayatta beni deli eden tek şey var; o da işime konsantre olmuşken rahatsız edilmek. Yarı çıplak kameranın önüne geçmiş para kazanmaya çalışırken karşımda Jason’ı görünce tepem nasıl attı bilemezsiniz. Yok bu herif akıllanmayacak besbelli! Söylediklerime kulak asmayıp hastanelik oluşunu, çektiği onca acıyı ve kapıma dikilip benden hesap soruşunu bir yana bırakıyorum, biraz oyalansın diye verdiğim bütün kanı da bir çırpıda içip bitirmiş yine. Ağzını kapalı da tutamıyor ki yardım edeyim.
Bu işlerin ne denli tehlikeli olduğunu söylememe gerek bile yok. Yakalanırsam – ki burada Amerikan yasalarından bahsetmiyorum – beni perişan ederler. Kanımın son damlasına kadar içerler ve geriye bir tek kemiklerim kalır! Bu yüzden alırken de satarken de son derece dikkatli davranıyorum ve Jason çenesini tutamayan sersem bir herifin beni riske atmasına izin veremem. Umarım dersini almıştır da beni bir daha rahatsız etmez.
Çektiğim onca acıdan sonra kendi kendime yemin etmiştim bir daha vampir kanı işine bulaşmamak için. Bunu biliyorum ama Lafayette’in de yönlendirmesiyle bir kez daha denedim, sadece bir kaç damla. Ve o bir kaç damla beni bu güne kadar farkında olmadığım bir dünyanın içine çekiverdi. Öyle bir deneyimdi ki bunu kelimelerle anlatamam bile! Tüm dünyayı her bir zerresine kadar hissettim. Yoğun ve koyu bir duyu yüküydü sanki. Herkesi ve herşeyi sevmeye başlıyorsunuz. Ve bu sevgi “her” anlamıyla kendini gösteriyor ;)
İşte bu yüzden arka arkaya ama azar azar içmeye başladım bu mereti. Ta ki Gran ölene kadar.. Ne kadar boktan, ne kadar korkunç bir hafta geçirdiğimi tahmin bile edemezsiniz. Salak gibi elimdeki son damlayı da bütün sinirimle arabadan dışarı fırlatınca farkettim ki vampir kanı içmediğim anlarda büyük bir korku kaplıyor içimi. Tüm o mutluluk ve huzur verici his yerine korkunç bir çaresizliğe bırakıyor. Adına bağımlılık diyin ne derseniz diyin ama mutlaka ama mutlaka birkaç damla da olsun yeniden içmek zorunda olduğumu hissediyorum. Bunun için de gidebileceğim tek isim var: Lafayette. Geçen sefer bana yardım etmişti, bu defa da eder heralde.