Aralık 23, 2009

Hayatım o kadar karmakarışık bir halde ki kendimi mi düşüneyim, hapisteki kardeşimi mi düşüneyim bilemeden uzun ve uykusuz bir gece geçirdim. Ertesi gün öğlen vardiyası için işe gittiğimde, herşey yeterince kötü değilmiş gibi insanların acımasız ve suçlayıcı düşüncelerle üzerime dikilmiş onlarca gözü görmezden, duymazdan gelmeye çalıştım. Benim hakkımda konuşmaları zerre umrumda değil ama Jason için kötü konuşmalarına katlanamam. O, benim bu dünyadaki tek yakınım.. Gran’in gitmesiyle Jason’dan başka kimsem kalmadı.. Normalde düşünceleri bloke etmeyi başarsam da bu defa olmadı. İnsanların ne denli acımasız olduğunu gördükçe olabildiğince uzağa kaçıp gitmek istedim. Sam’den izin alıp bardan çıktığımda herşeyin üstüne bir de arabam bozuldu. Ben avazım çıktığı kadar bağırıp küfrederken imdadıma Rene koştu. Arabanın motorundan zerre anlamayan biri olarak Rene’yi karşımda görünce sevindim gerçekten. Bozuk bir arabayla uğraşacak halim filan yoktu zira. Araba çalışmayınca beni eve kadar mecburen Rene götürdü. Yolda laflarken birşey özellikle dikkatimi çekti; Rene’nin düşüncelerinde gündelik konuşmalarındaki Cajun aksanı yok. Tuhafıma gitse de üzerinde pek durmadım. Ne büyük hata!

Drew Marshall

Kasabadaki tüm cinayetleri işleyen kişi Rene, gerçek adıyla Drew Marshall’dı. Beni evde kıstırmayı başardığında olanca hızla koşup kaçdım. Nereye gittiğimi bilmeden kendimi mezarlıkta bulduğumda bir yandan da zihnimde beliren anılarda Rene’nin kendi kız kardeşi de dahil herkesi acımasızca nasıl öldürdüğünü gördüm. Tanrım! Bunca zamandır aramızda dolanan, arkadaşımız sandığım bu adamın aslında ne olduğunu öğrenmek korkutucuydu. Attığı yumruklarla ağrıyan bütün vücuduma rağmen son gücümle saldırıp onu etkisiz hale getirmeyi başardım ama bir gün bir insanı öldürebileceğim asla aklıma gelmezdi.. Peşimden gelen Sam de Rene’nin yumruklarından nasibini almıştı ama daha da önemlisi gün ışığına rağmen dışarı çıkan Bill’in bütünüyle yanmış bedeniydi. Ne yapacağımı şaşırmış bir halde yanına koşsam da durumu o kadar kötüydü ki yapabileceğimiz hiç birşey yoktu. Işıktan korumak için Sam ile birlikte toprağın altına gömerken kendi ağrılarımı çoktan unutmuştum…

Bill

 
Aralık 17, 2009

Bill’in gidişinden beri Sam’in sürekli önümde arkamda oluşundan artık sıkılmaya başlamıştım ki neredeyse dudağımı uçuklatan bir gerçekle karşılaştım. Vampirlerin ucube olduğunu düşünenler, şu hayatta çok daha garip varlıklar olduğunu bilmiyorlar sanırım. Bunca yıllık patronum, arkadaşım ve her günü birlikte geçirdiğim insan Sam bir şekil değiştiriciymiş! Ve ben bunu daha yeni öğreniyorum. Bill’in götürüldüğü gece onun evine gitmesem, ve gizli gizli peşimden gelen köpeği (!) yanıma alsam durumu öğreneceğim yokmuş demek ki.. Gecenin bir vakti ayaklarımın üzerindeki ağırlıkla uyanınca karşımda Sam’i çırılçıplak gördüğümde neye uğradığımı şaşırdım. Tabi bu arada isimler taktığım, sevip okşadığım ve hatta beni yalayıp durmasına (Tanrım!!) izin verdiğim köpeğin de aslında Sam olduğunu öğrenmek midemi bulandırıyor!

Sam Merlotte

Bu gerçeği öğrendikten ve şaşkınlığımı üzerimden attıktan sonra Sam’i saatlerce soru yağmuruna tuttum denebilir. Düşünce okuyabildiğim için küçüklüğümden beri kendimi farklı, “anormal” bir yaratık gibi kabullendim ve şimdi öğreniyorum ki dışarıda bir yerlerde kurtadamlar, insan kılığına girebilenler ve Sam’in anlatırken bile tedirgin olduğu daha nice varlıklar varmış. Kendimi hiç bu kadar yalnız ve savunmasız hissettiğimi hatırlamıyorum. Zaten başıma ne gelirse hep böyle en çaresiz hissettiğim anlarda gelir.

Son derece mutsuz bir gün geçirmeme rağmen Rene ile Arlene’nin düğün öncesi partisine katılarak bir de canımdan olacaktım! Bana saldıran adamın yüzünü karanlıktan ötürü göremedim, ama saklanırken gözümün önüne gelen görüntülerle bir alakası olduğunu düşünüyorum. Düşünceleri duyabildiğim doğru ama daha önce hiç böylesi görüntüler görmemiştim. Bir yandan saklanırken bir yandan da üzerindeki önlükten bir garson olduğunu düşündüğüm genç bir kadının öldürüldüğünü görmek herkesin başına gelen birşey olmasa gerek! Tanrım neden böyle şeyler hep beni buluyor! Neden Bill yanımda değil..

 
Aralık 7, 2009

Vampirler arasında yüzyıllardır var olan rütbesel düzen, kesin çizgilerle bellidir ve itaat edilmesi zorunludur. Amerika’nın dört bir yanında bölgelere göre sınıflandırma yapıldığında, Eric beşinci bölge şefi ilan edildi. Onun bölgesinde yaşadığım sürece, emir gibi ricalarının çoğuna boyun eğmek zorundayım. Evime benden izinsiz giren bir başkası olsaydı öldürmek için bir saniye bile düşünmezdim. O da bu rütbe farkını çok iyi bildiğinden, rahatını hiç bozmadan aklına geleni yapabilme özgürlüğünü sonuna kadar kullanıyor elbette. Gelişinin nedeni sıradan bir istek değildi elbette. Sookie’yi Fangtasia’ya ilk götürdüğüm geceden beri, her ne kadar onun sadece bana ait olduğunu söyleyip durmuş olsam da Eric’in öyle kolay vazgeçmeyeceğini biliyordum. Üstelik düşünce okuma gibi ağız sulandıran bir yetenek söz konusuysa! Eric, Sookie’yi getirmemi “rica” ettiğinde, hayır diyebilmek gibi bir şansım yoktu.

Fangtasia bar

Onu bu tür işlere karıştırmak istemesem de birlikte Fangtasia yoluna düşünce, tahmin edersiniz ki Sookie durumdan hiç hoşlanmadı. Eric herhangi birşeyi rica edebilirmiş gibi saf bir düşünceye kapılıp yol boyunca söylenip dururken, ben ise içeride bizi nası bir dert bekliyor acaba diye düşünüyordum. Anlaşılan kim olduğu belli olmayan bir fare Eric’in paralarını aşırmış, Eric de suçluyu bulma işini Sookie’nin yeteneğine bırakmaya karar vermiş. Fangtasia yolculuğumuzun asıl nedeni buydu işte.

Herkesin tek tek sorgulanması sonunda parayı yürütenin Longshadow olduğu anlaşılınca ortalık kan gölüne döndü. Ben, bir vampir olarak yapmamam gereken tek şeyi yapmak zorunda kaldım. Sookie’nin hayatını kurtarmak için, sonuçlarını hesaplayamadan öldürdüm Longshadow’u.

Fangtasia

Vampir öldürmenin – hele de bir insan için – cezasının büyük olduğunu biliyorum. Eric her zamanki kurnazlığıyla durumu kendi lehine çevirip Sookie’yi kendisine bırakmamı önerdiyse de ona hayır diyerek başıma daha beter bir dert açtığımın farkındayım. Konu Eric’in kararına kalmayacak besbelli ve ben sorgulanmak için Majesteleri’nin karşısına çıktığımda cezamın ne denli ağır olacağını tahmin bile edemiyorum..

 
Kasım 30, 2009

Son günlerde kafam sürekli meşgul olduğu için olsa gerek normalde son derece dikkat ettiğim şeylerde özensiz davranmaya başladım. Böyle giderse kendimi el vermem an meselesi! Terry, bu sabah ormanda çırılçıplak koşan bir adam gördüğünü söylediğinde neredeyse nefesim kesildi. Adamın bana benzediği konusunda ısrarcı davransa da konuyu bir şekilde değiştirmeyi başardım. Daha dikkatli olmam gerekiyor! Bir sonraki kişi Terry gibi kolay atlatabileceğim biri olmayabilir. Ve açıkçası yıllardır sakladığım sırrı alelade insanların öğrenmesini hiç ama hiç istemiyorum.

Terry Bellefleur

Diğer yandan kasabada çıkan yangın ve yangında bulunan dört cesetin dördünün de vampirlere ait olduğunu öğrendiğimde şansım dönüyor sanmıştım. Ne de olsa geçen akşamki baskın sonrasında o dört vampirin kim olacağı apaçık çıkmıştı ortaya. Gün boyu Sookie’yi nasıl teselli ederim ve böylece yeni bir şans nasıl elde ederim diye düşünüp dururken, Sookie’yi çocuklar gibi şen karşımda görünce allak bullak oldum. Anlaşılan Bill paçayı bir kez daha kurtarmış. Lanet olsun ya! Ne şanssız adamım ben böyle! Ne zaman kurtulucam şu vampirden, gerçekten bıktım artık.

 
Kasım 10, 2009

Geçen akşam belediye başkanının elime tutuşturduğu resim, her ne kadar belli etmemeye çalışam da içimde bir yerde olabildiğince derine gömdüğüm o büyük acıyı bir anda geri getirdi. Hayat ne kadar uzun yaşansa da ve siz acılarınızı ne kadar bastırmaya çalışsanız da bazı şeyler unutulmuyor, bunu öğrendim..

Ailemi en son 1862′de savaşa giderken gördüm. Sevgili karımı ve iki küçük çocuğumu geride bırakmak çok zordu, ancak vatanım için savaşma dürtüsü bu zorluğa biraz olsun katlanabilmemi sağlıyordu. Önümde, kutsal olduğuna inandığım bir görev vardı ve bunu tamamlayıp aileme er ya da geç kavuşacaktım.

Ne yazık ki hiçbirşey tahmin ettiğim gibi gelişmedi. Doğrusu, bu savaştan canlı kurtulacağıma inancımın tamamen tükendiği pek çok tecrübe yaşadım ancak yine de sanıyorum ki şansımın yaver gitmesiyle savaş sona erdi, ben ve hayatta kalmayı başaran tüm diğer askerler evlerine dönmeye başladı. O yıllarda, bugün hayretle izlediğim teknolojik araçlar bulunmadığı için eve dönüş yolculuğum günler, haftalar sürdü. Bu süre sonunda o kadar bitkin düşmüş, o kadar acıkmıştım ki hayatımı tamamen değiştiren o yanlış kararı verdim.

Lanetli ev

Şöminemin başında duran ekmek kızartıcıya her bakışımda o geceyi lanet ederek hatırlıyorum. Aileme kavuşmama o kadar az kalmışken, biraz dinlenebilmek için girdiğim o uğursuz evde insan hayatımın son gecesini yaşadığımı tahmin edemezdim. Zorla dönüştürülmüş, isteğim dışında bir vampir olmuştum. Ertesi gece, son bir kez de olsa ailemi görebilmek için Bon Temps’a gittim. Bahçenin kenarında, beni umutla bekleyen karımı ve iki çocuğumu gördüm. Yanlarına gitme arzusu içimde çığ gibi büyüdü ama yaratanımın etkisi ile oradan uzaklaştım. Bir daha ne onlar benden haber aldı, ne de ben onlardan.

Ailem

Ve şimdi, yüzyıllar sonrasında o gece yarısı terkettiğim evde, terkettiğim ailemin fotoğrafına bakarak acımı bir kez daha yineliyorum.

 
Kasım 6, 2009

Harika giden bir geceyi mahvettim.. Aylardan sonra ilk kez cesaretimi toplayıp, üstelik de bir bar dolusu insanın önünde, Sookie’ye çıkma teklif ettim ve bilin ne cevap verdi. Evet! Tanrım, o an ne derece heyecanlandığımı size anlatmam mümkün bile değil. Bunca zaman sonra, deli divane gibi gözünün içinde baktığım kadın benimle birlikte olmayı kabul etti. Bunu o  kadar uzun zamandır bekliyordum ki.. Akşam iş çıkışı Sookie’yi gidip evden aldım. Her zamanki gibi mükemmel görünüyordu. Saçları, dudakları, kokusu.. Birlikte Bill’in konuşma yapacağı kiliseye doğru ilerlerken çok da fazla düşünmemeye gayret ettim. Bu şansı yakalamışken, düşüncelerimi okumasını ve korkmasını istemiyordum. İlk randevumuz için hayal ettiğim böyle bir mekanda, üstelik de sinir olduğum bir vampiri dinlemek değildi elbette ama hiç yoktan iyidir değil mi? ;)

Sookie Stackhouse

Neredeyse tüm kasaba küçük kiliseye sığışmış, tuhaf bir heyecan içinde karşılaşacakları vampiri bekleyip duruyordu. Bana sorarsanız bu, baştan beri kötü bir fikir. Yani en nihayetinde bu adam bir vampir, insanları hipnotize etme gücü de var, bir anlık kaos ile hepimizi öldürüp kanımızın son damlasına kadar içebilir! Neyse, Sookie’nin varlığı ile bu gereksiz törenin bir an önce bitmesini bekleyerek sabrettim. Gecenin mimarı Sookie’nin büyükannesi Adele Stackhouse’du. Onun da tüm heyecanı hem yüzünden hem de yarı titrek sesinden belli oluyordu. Bill’i kürsüye davet ettiğinde, salonda neredeyse çıt çıkmadı diyebilirim. İnsanlar, merak ettikleri kadar korkuyorlardı da anlaşılan.  Bill, olanca havasıyla sahneye doğru yürürken, yan gözle Sookie’yi süzdüm. İnsanların düşüncelerini okuyabilme yetisi böyle anlarda daha değerli oluyordur eminim. Tabi benim böyle bir kabiliyetim olmadığı için aklından neler geçiyor anlamam pek mümkün olmadı.

Bill Compton

Bill, kürsüye çıkıp konuşmasına başlamadan önce, birçokları için polemik konusu olan ve neticede üzeri bayrakla örtülüp gizlenmeye çalışılan haçı ortaya çıkarmakla başladı. Eminim puan toplamak için yaptığı kasti bir hareketti bu. Ben her ne kadar etkilenmemiş olsam da salonun tamamının neredeyse büyülendiğini söyleyebilirim. Uyuz herif! Kiliseye gelenlerin pek çoğunun büyük büyük dedeleriyle savaşta nasıl çarpıştıklarını ballandır ballandıra anlatıp durdu. Atalarını böyle birinci ağızdan dinlemek herkesi mest etti.

Bill, müthiş bir coşkuyla savaş hikayeleri anlatırken belediye başkanı söz alarak, arşivlerden bulup çıkardığı  tozlu bir fotoğrafı eline tutuşturduğunda, bu müthiş şovun sonuna gelmiştik.

Compton Ailesi

Görülen o ki Bill, savaş sonrasında insan hayatını kaybederek vampir olmuş ve bunca zaman sonra fotoğrafta gördüğü ailesi ile bir daha asla görüşememişti. Bu denli duygusal konuşması ve yalandan sildiği gözyaşları ile Bill, başta Sookie olmak üzere pek çok insanın gönlünü kazanmışa benziyordu. Allahtan konuşma daha uzamadı, biz de Sookie ile beraber kahve içmek için kiliseden ayrılabildik. Gitmeden önce Sookie, büyükannesi ve Bill’e hoşçakal demek istediği için yeniden yüzyüze gelmek zorunda kalsak da lafımı yapıştırıp Sookie ile “birlikte” olduğumuzu hissettirebildim ona. Oh olsun!

Tabi benim için bir mucize gibi başlayan bu gece, hiç de beklediğim gibi sonuçlanmadı. Kahvemizi içip tatlımızı yerken herşey ne kadar da güzel gidiyordu halbuki. Gelin görün ki Sookie, Bill ile yaşadıklarından sonra fazla aceleci olmak istemediğini söylediğinde resmen çıldırdım. Bir insan, bir vampirle nasıl bir gelecek düşünebilir aklım almadı. Sinirlendiğim zaman ağzımdan çıkanları kontrol etmekte zorlandığım için bir çuval inciri berbat ettim, Sookie de arkasına bile dönüp bakmadan çekti gitti. Şimdi ben bu durumu nasıl düzelteceğim bilmiyorum.. Böyle bir şansı bir daha nasıl elde edeceğim? Herşeyden öte Sookie’yi Bill’in etkisinden nasıl koruyacağım. Bilmiyorum.. Tanrı yardımcım olsun demekten fazla birşey de gelmiyor elimden..

 
Kasım 3, 2009

Bir bar işletmek insanları gözlemlemeniz ve kontrol altına alabilmeniz için yapabileceğiniz en iyi işlerden biri. Beşinci bölge şerifi olduğumdan beri Fangtasia’yı yönetiyorum. Her ne kadar bir vampir barı olsa da en sadık müşterilerim hep insanlar oluyor. İnsanoğlunun bu karmaşık zihin yapısı beni çok eğlendiriyor. Yüzyıllardır bizleri vahşilikle suçlayanlar, bugün benim barımda benim türümle ilişkiye girebilmek için yarışıyor adeta. Zavallıcıkları manipüle etmek o kadar kolay ki. Çoğu geceler kendini bana sunmak için sıra olanları – ki bunlar ekseriyetle kadınlardan oluşuyor – başımdan savuşturuyorum. Nadiren de olsa tadımlık birşeyler çıkıyor ama gerisini tamamen çöp farzediyorum. Yaşımdan ötürü seçici bir kişiliğim var, ya da kimbilir belki de hep böyleydim.

Fangtasia, vampirlerle seksin nasıl birşey olduğunu merak eden teenageler dışında pek de özel insanların uğradığı bir yer değil. En azından dün akşama kadar. Longshadow, ortalıkta sorular soran birinin olduğu bilgisini daha vermeden önce, Bill’in beraberinde getirdiği sarışın dikkatimi çekmişti zaten. Sookie Stackhouse. Pam’in söylemesine göre adı bu. Sıradan bir insan olmadığı her halinden belliydi ama ondaki bu farklılığın nedenini onunla konuşmadan anlamam mümkün değildi. Bill, bölgedeki en eski vampirlerden biri olsa da yaşça küçük ve konum olarak benden aşağıda olması nedeniyle bana itaat etmesi gerektiğini çok iyi bilir.

Sookie Stackhouse.. Yanında taşıdığı resimleri uzatması, sorduğu sorular, verdiği cevaplar. Saf küçük şey. Saf ama bir o kadar da ilgi çekici. Bill, bu küçük kızın bende bıraktığı etkiyi hemen anlamış olacak ki “O, benim” diye atılıverdi öne. Bu ikisinin arasında saçmasapan bir bağ oluşmuş. Bir vampir, ölümlü birini sevebilirmiş gibi. Sevmek? Vampirler kimseyi sevemez!

Sookie Stackhouse.. Ben tam bunları düşünüp, kızın tadına nasıl bakabilirim diye planlar yaparken birden bire polislerden, baskından bahsetmeye başladı. Bunca bilgiyi nereden öğrendi diye sormama fırsat kalmadan, polis baskını gerçekleşti. Hepimiz, ben, Pam, Bill ve Sookie her zamanki arka çıkışı kullanıp kaçmayı başarsak da aklım bu baskını nasıl tahmin ettiğini çözemediğim Sookie’e kaldı. Çok uzun zamandır, beni bu denli etkileyen bir ölümlü tanımadım..

 
Kasım 1, 2009

Ufak bir kasaba olmasına rağmen Bon Temps son birkaç haftadır büyük şehirleri aratmayacak bir kaosun içinde. Neredeyse her  gün yeni bir cinayet haberi çıkıyor ortaya. Maudette Pickens’dan sonra Merlotte’s garsonlarından olan Dawn da öldürülmüş. Gündüzleri ortada olamadığım için bu tür haberleri hep en son öğreniyorum. Dawn’ın öldürüldüğünü de bu gece Sookie’den öğrendim. Anladığım kadarıyla cinayetten ötürü Sookie’nin kardeşi Jason’dan şüpheleniyorlar. Bara gittiğimde etraftaki hareketlilikten birşeylerin döndüğünü anlamıştım zaten. Kasabanın dedikoducuları yine iş başında.

Sookie ise kardeşini temize çıkarabilmek için normalin aksine kulaklarını iyice kabartmış durumda. Genelde engel olamaksızın işittiği tüm bilgilerden ne denli sıkılmış olduğunu biliyorum ama bu defa konu kardeşi olduğu için bütük bir kararlılıkla ilerliyor. Benden onu Fangtasia’ya götürmemi istediğinde biraz şaşırdım. Bilmeyenleriniz için Fangtasia, Shreveport’taki bir vampir barıdır. Vampir barı olmasına rağmen insanlar arasında da epey ilgi gören bir yer. Görülen o ki Maudette ve Dawn da barın müdavimleri arasındaymış. Sookie, Fangtasia’da bu iki kadını kimin öldürdüğüne ilişkin bir ipucu bulabileceğini düşünüyor sanırım ama cinayetlerin biz vampirlere mal edilmesi fikrinden son derece hoşnutsuzum. İnsan kanı ile beslendiğimiz doğru ama bu sürekli cinayet işlediğimiz anlamına gelmiyor!

fangtasia

Herneyse, ricasını kırmadım. En azından birlikte geçireceğimiz koca bir gece olacak. O her ne kadar bu bir “randevu” değil dese de gözleri farklı şeyler söylüyor ;)

 
Ekim 27, 2009

Görülen o ki başımı derde sokmaktan başka birşey beceremeyen herifin tekiyim. Maudette’in cinayetinden şüpheli bulunup içeri alınmamın üzerinden daha bir hafta geçmeden Dawn öldürüldü, ve bilin bakalım şüpheli kim? Ben tabi ki! Birileri özellikle beni mi gözlüyor acaba diye düşünmeden edemiyorum! Tamam, Dawn ile tartıştık kabul ediyorum. Hatta silahla üzerime de yürüdü bunu da kabul ediyorum. Ama onu ben öldürmedim! Lanet olası komşusu herşeye tanık olduğu için eminim aleyhimde konuştu. Andy ise beni sıkıştırmak için fırsat kolluyor zaten..

Başıma gelenler bununla kalsa iyi. Benim ufaklık yüzünden Lafayette’den yardım istemek için evine uğradım. Ben vampirlerden ne kadar uzak durmak istesem de başaramıyorum galiba. Viagra almak için gittiğim yerden vampir kanı ile dönmem acayip oldu tabi. Neyse, bu meretin etkisini Lafayette öyle bir anlattı ki sabah elimde çiçeklerle (güya barışmak için) öldüğünden bi haber dosdoğru Dawn’ın evine gittim. Bir önceki gece yüzünden şüpheli olarak tutuklandığımda, cebimdeki ufak şişe aklıma geldi ve bir anda paniğe kapıldım. Tüm bu olayların üstüne üzerimde vampir kanı bulunması heralde isteyeceğim en son şey olurdu. Arabaya biner binmez, bütün şişeyi bitirip arka koltuğun arasına sıkıştırdım. Ne olduysa da bundan sonra oldu zaten. Neredeyse 24 saat boyunca devam eden bir sorun – normal şartlarda mucize derdim – yaşadım. Viagra ile elde etmeye çalıştığınız şeyin 24 saat boyunca devam ettiğini bir düşünün. Tara gelip de beni Andy’nin elinden kurtarmasaydı, bu halimde o kadar zaman nasıl dayanırdım hayal bile edemiyorum.

Ertesi gün neredeyse ışık hızıyla Merlotte’s bara gittim, Lafayette’e beni bu boka nasıl bulaştırdığının hesabını sormak için! Başına ekşiyip sesimi yükseltince, birileri duyacak diye epey tedirgin oldu ama nihayetinde sadece bir kaç damla almam gerektiğini, tamamını içtiğim için tam bir gerizekalı olduğumu (ki öyleyim!) söyleyip beni başından savuşturmayı başardı. Zaten ayakta durmakta güçlük çekiyordum, daha fazla dayanamayıp bir köşeye yığıldım. Beni bulup kurtaran yine Tara oldu.. Halim o kadar perişandı ki Tara’nın hastaneye gitme ısrarını kabul etmek zorunda kaldım. Hayatımda hiç bu kadar acı çektiğimi hatırlamıyorum. O koskoca iğneyi düşününce bile kendimden geçecek gibi oluyorum. Tanrı şahidim ya bir daha bırak vampir kanını, vampirlerin yakınına bile gitmem!

 
Ekim 21, 2009

Maudette’te geçirdiğim o geceden beri nereye baksam vampirlerle ilgili şeyler görmeye başladım. Resmen psikolojim bozuldu. O tuhaf görünümlü vampirin yüzü gözümün önünden hiç gitmiyor. Üstelik de en olmadık anlarda başıma geliyor bu! Dün bütün gün yatakta bağlı bir şekilde Dawn’ı bekledikten sonra ona muzur bir oyun oynamak istedim. Akşam eve döndüğünde kılık değiştirip vampirmişim gibi davrandım. Ama olan bana oldu tabi.. Gayet güzel takılırken birden o şeytanın yüzünü görünce bütün keyfim kaçtı. Keyfim kaçtı derken, anlayın işte..

Dawn’ın daha önce bir vampirle birlikte olduğunu bildiğimden ötürü iyice sinirlendim. Bir insan nasıl olur da ölü olduğunu bildiği bir ucubenin kendisine dokunmasına izin verebilir, hiç anlamıyorum! Ben bir yandan söylenirken, Dawn kalkıp “Hayatımın en iyi seksiydi” demez mi! Üstelik ben o haldeyken. Ne kadar sinirlendiğimi anlatamam. Sinirlendiğim için de yüklendikçe yüklendim. Haliyle o da çıldırdı ve ben daha ne olduğunu anlamadan karşıma elinde koca bir silahla dikiliverdi.

Kavga o kadar büyüdü ki en sonunda hatun gözünü bile kırpmadan ateş etmeye başladı. Tam bir kaçık! Pantalonumu bile giyemeden, apar topar çıktım evden. Tüm bunlar yetmezmiş gibi yan komşusu tüm küfürlerime şahit oldu. Off.. Bon Temps halkının ne kadar dedikoducu olduğunu tahmin bile edemezsiniz.

Kaçık orospu. Onun yüzünden bu hale düştüğüme inanamıyorum. Lanet olsun! Neymiş her erkeğin başına gelebilirmiş. Ben her erkek değilim! Bu işin kesin çözümü için Lafayette’e uğrasam iyi olacak. Adamda herşeyin çaresi var. Bunun da vardır heralde?

 
Kullanım Koşulları